
ESTAĞFİRULLAH!
Dilimle söylediğim tüm, kötü sözlere...
ESTAĞFİRULLAH!
Gözümle gördüğüm, çirkin şeylere...
ESTAĞFİRULLAH!
Ayağımla gittiğim, haram yerlere...
ESTAĞFİRULLAH!
Kulağımla duyduğum, faydasız ve boş sözlere...
ESTAĞFİRULLAH!
Bilerek yada bilmeyerek, işlediğim bütün, günahlarıma....
Estagfirullâhel'azîm, ellezî lâ ilâhe illâ hüv el hayyel kayyûme ve etûbü ileyh.

Sıkılıyorsan istiğfâr oku!
Evliyâ zatlardan Fahreddîn-i Acemî hazretlerine, “rahmetullahi teâlâ aleyh” bir gün birkaç kişi geldi ve herbiri bir sıkıntısını arzedip, çâresini sordular.
Birincisi;
- Ey efendim, ben çok sıkılıyorum, ne yapmamı tavsiye edersiniz?
diye sordu.
Büyük Velî cevâbında;
- Öyleyse çok tövbe istiğfâr et! O zaman hiç sıkılmazsın, buyurdu.
İkincisi arzetti:
- Hastayım efendim, ne yapayım?
- Çok tövbe istiğfâr eyle!
Üçüncüsü sordu:
- Ben de maddî sıkıntı içindeyim. Ne tavsiye edersiniz efendim?
- Tövbe istiğfâr eyle!
- Hanımla geçinemiyoruz efendim.
- Tövbe istiğfâr eyle!
- Çocuğumuz olmuyor efendim.
- Tövbe istiğfâr eyle!
Hayretle birbirlerine bakıp;
- Efendim, hepimize de istiğfâr etmemizi tavsiye ettiniz, hikmetini anlayamadık,
dediler.
Buyurdu ki:
İstiğfâr öyle bir anahtardır ki açılmıyan kapılar, onunla açılır. Zîra Allahü Teâlâ;
“Tövbe ederseniz imdâdınıza yetişirim!” buyuruyor Kur’ânı Kerîmde.

Fazla gülmeyi terk edene heybet verilir.
Fazla konuşmayı terk edene hikmet verilir.
Fazla yemeği terk edene ibadetin lezzeti verilir.
Mizahı terk edene zerafet verilir.
Dünya sevgisini terk edene ahiret sevgisi verilir
.
Başkalarının kusurlarıyla uğraşmayı terk edene,
Kendi kusurlarını ıslah etme imkanı verilir.
Hz. Ömer (r.a)

Hz. Enes (radiyallâhu anh) anlatiyor:
"Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ölmek üzere olan bir gencin yanina girmisti. Hemen sordu:
"Kendini nasil buluyorsun?"
"Ey Allah'in Resûlü, Allah'tan ümidim var, ancak günahlarimdan korkuyorum"
diye cevap verdi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) da su açiklamayi yapti:
"Bu durumda olan bir kulun kalbinde (ümit ve korku) birlesti mi Allah o kulun ümid ettigi seyi mutlak verir ve korktugu seyden de onu emin kilar."
Tirmizî, Cenâiz 11, (983); Ibnu Mâce, Zühd 31, (4261).
“Küçük bebekler korkarak uyandığı zaman, okunması gereken dua nedir?”
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) torunları için şöyle dua ediyordu.
أُعِيذُكُمَا بِكَلِمَاتِ اللهِ التَّامَّةِ مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ وَهَامَّةٍ وَمِنْ كُلِّ عَيْنٍ لاَمَّةٍ“
Uizukuma Bi Kelimatillahi’t-Tammeti Min Kulli Şeytanin ve Hâmmetin ve Min Kulli Aynin Lâmmeh.”
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Hasan ve Hüseyin (Radiyallahu Anhuma)’yı:
“Sizi, her şeytan ve haşereden, her kötü gözden Allah’ın noksansız kelimelerine sığındırırım” diyerek dua ederdi.
Buhari 4/119

Eğer Allah , hayatımıza hiçbir engelle karsılaşmadan devam etmemize izin verseydi sakat kalırdık.
Güç istedim Ve Allah , beni güçlü yapmak için karsıma Zorluklar çıkardı.
Bilgelik istedim...
Ve Allah bana çözmek için Sorunlar verdi.
Zenginlik istedim...
Ve Allah çalışmak iç in bana Beyin ve güçlü kaslar verdi.
Cesaret istedim...
Ve Allah üstesinden gelmem için bana Tehlike verdi.
Sevgi istedim...
Ve Allah yardım etmem için Sorunlu insanlar verdi.
İyilik istedim...
Ve Allah bana fırsatlar verdi.
İstediğim hiçbir şeyi elde etmedim... İhtiyacım olan herseyi elde ettim...
Ben İki Yüzlüyüm.
Bir Yanım ; Sıcak ,Sevimli ,Candan ,Neşeli..
Diğer Yanım ; Soğuk ,Suratsız ,İlgisiz ,Neşesiz!
Hangi Yüzümü Göreceğiniz Size Bağlıdır.
Hangisini Görüyorsanız Onu ' Haketmişsiniz ' Demektir!...

Sen de her bir kötü huyunu bir diken bil.
O dikenler kaç keredir senin ayaklarına battı.
Kaç kere oldu seni kötü huyun yaraladı.
Sen kendi tabiatından hastalandın da duygusuzluğun yüzünden habersizsin.
Çirkin huyunun da başkalarını rahatsız ettiğini bilmiyorsun.
Sen şu dikeni gül fidanı haline getir.
Gül fidanı ile onu aşıla.
Böylece sendeki dikenler gül fidanı haline gelsin.
Eğer sen de şerri gidermek istiyorsan,
Ateşin gönlüne hakkın rahmet suyunu dök.
Hz. Mevlana Celaleddin-i Rumi
Eskiden sıkça rastlardım, arabaların arka camından dışarı bakıp etrafa gülücükler dağıtan, el sallayan çocuklara; ve onları her gördüğümde, kendi küçüklüğümü hatırlardım.
Bizim zamanımızda böyle geniş arabalar, jipler yoktu. Küçücüktü arabamız, arka koltuğa zar zor sığardık.
Çocukluk aklı işte!
Annemin onca kızmasına rağmen yanımızdan geçen arabaların içindeki yolculara, şirinlik yapardım.‘Beni tanırlar mı?’ korkusu yoktu!
‘Acaba yanlış anlarlar mı?’ kaygısı, aklımın ucundan bile geçmiyordu ki!
Zihnim, tanımıyordu kuralları; bilmiyordu insanlardan gelebilecek zararları.
Anladım ki bedeni büyüdükçe, cesareti ve kapasitesi küçülüyor insanın.
Şimdilerde kendime şaşıyor, çoğu şeyden ürküyorum.
Bazen evden dışarı adımımı bile atasım gelmiyor.
Of! Off! Galiba bu aralar dünya hastalığına yakalandım.
Son günlerde dekorasyon dergilerine merak sardım.
Her hafta başında gazete bayisinden onlarca dergi satın alıyor sonra eve gelip paltomu çıkarttığım gibi onları karıştırmaya başlıyorum.
Sayfaları her çevirişimde içim gidiyor, kalbim güm güm atıyor. İstiyorum ki benim evim de dergilerdeki gibi dayalı döşeli olsun. Modern, klasik, barok…
Herkesin zevkine göre farklı dekorasyon çeşitleri var, bu dergilerde.
Geçenlerde ‘klasik’ bir salon takımı beğendim tıpkı saraylardaki gibi!
İçimden geçirdim; şöyle başköşesine oturuversem, fena olmaz mı yani!
Sonra diğer sayfayı çevirdiğimde öyle bir mutfak gördüm ki az kalsın oturduğum yerden düşüyordum!
Ne yalan söyleyeyim!
O an geniş ve ferah bir mutfağa sahip olmak istedim.
Duvara koltuğu dayayayım… Gündüzleri oturma odasını kirletmeden orada oturayım...
Hatta yemeği mutfakta yemek son derece pratik olabilir!
Biliyor musunuz?
Bugüne değin hiç geniş bir evim olmadı benim.
Çünkü mal mülk derdim yoktu, hayatta sağlık, huzur ve afiyetten başka bir şey dilemezdim. Dünyanın en albenili eşyasını getirseler, kafamı çevirmezdim.
Eskiden ne kadar küçüktü arzularım, heveslerim.
Başkasının sahip olduğuna bakmaz, elimde avucumda olanla avunur, mutlu olurdum.
Şimdilerdeyse hayallerim aldı başını gidiyor, arkasından kovalamaya gücüm yetmiyor, nefesim kesildi.
Yeter artık soluklanmalıyım!
O da yetmez, sorgulamalıyım!Eskiye dönmeli, kendime gelmeliyim.
Evet, son dönemlerde, kendimde bazı farklılıklar görüyor ve üzülüyorum.
Mesela maddiyata daha fazla önem veriyor, insanları dış görüntülerine göre değerlendiriyorum.
Ayrıca boğazıma çok düşkün olmaya başladım, saat başı abur cubur atıştırıyorum.
Haa bir de! Ağzım bir açıldı mı kapatamıyorum, gerekli gereksiz konuşuyorum.
Bana bir haller oldu, ruh sağlığım bozuldu, bunu adım gibi biliyorum!
Durumum vahim! Ruhum can çekişiyor.
Dünya esaretinin beni hasta ettiği yetmiyormuş gibi bu hastalık, her geçen gün benliğimi kuşatıyor. Alanım daralıyor.
Dikkatli olmalıyım! Dünya hastalığı çok yamandır, sinsice etraftaki insanlara bulaşır.
Derdime deva bulmam lazım. Bana acil şifa reçetesi gerekiyor.
Melda Bekcan
HAKKIMDA
- Tespih Taneleri...
- O'nun (CC) adı ile dokunmalı Kelam'a, kaleme. Bunun için 'Bismillah' diye başlarız söze. Rahman'dan hepimize, Rahim'den yalnız bize gelenle yazarız. O'nun lütfu keremiyle, yalnız O'nu razı etmek üzere yazarız. Ruhumuz ve bedenimizle çeker Besmele'yi, dalarız özlere...
İLETİŞİM ADRESİ
Sevgili Dostlarim
Son Yorumlar
Facebook Grubum
Kategorilerim
- Hayatin icinden...
- Hikmet Damlalari
- Hazine-i ilim
- Icimden Geldigi Gibi...
- Siirler
- yasanmis hatiralar
- Ruha dokunanlar
- Tane Tane Istanbul
- Pasta ve Börek Tariflerim
- Duyurular
- Yemek Tariflerim
- Kitap Tavsiyeleri
- Allah dostlari
- Tebessum Ettirenler
- Ezgi ve İlahiler
- Mimlerim ve Ödüllerim
- Hayatın içinden
- Hayatın içinden...
- Tane tane İstanbul



