
MÜSLÜMANA “Allahtan korkuyor musun?” sorusu yöneltilince ne yapar? Korkuyorum dese yalan söylemiş olacak… Çünkü Allahtan hakkıyla, gerektiği gibi korkmak ancak çok büyüklerin işidir.
Korkmuyorum dese kafir olacak… Sesini çıkartmaz, başını öne eğer ve ağlar. Müslümana sen gururlusun, kibirlisin denilince o ne yapar?Kendisini azarlayan kimseye “Doğru söylüyorsun, maalesef bende gurur ve kibir var…” diyerek kusurunu kabul ve itiraf eder ağlar.
Çünkü gurur ve kibirden kurtulmak, ancak ölmeden önce ölmek makamına erişmiş kamillere mahsustur.
Olgun bir Müslüman, kendisine kötüleyenlere ne cevap verir:?.. Büyüklerden Süleyman Daranî hazretleri gibi “Bütün dünya halkı beni kötülemekte birleşseler bile, benim kendimi kötülediğim kadar kötüleyemezler…” der.
Müslüman nasıl hayır hasenat yapar, sadaka verir?.. Zekatı açıktan verebilir ama nafile sadakaları, hayırları, sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyecek şekilde gizli verir.
Müslüman nasıl nafile oruç tutar?.. Tuttuğunu kimseye söylemez. Ev halkı, birkaç yakını bilir, ötekiler bilmez. Bugün oruçluyum demektense orucunu bozar. Sonra kaza eder.
Müslüman nasıl nafile namaz kılar, teheccüde kalkar?.. Kimseye duyurmaz… Gece namaza kalkınca ışık yakmadan önce perdeleri sıkıca kapatır. Müslüman ben ihlaslıyım der mi?.. Demez… Çünkü o, kudsî hadiste Allahu Tealanın “İhlas Benim sırlarımdan biridir, onu sevdiğim kulumun kalbine koyarım…” buyurmuş olduğunu bilir ve ben ihlaslıyım demekten hayâ eder. Müslüman riyasete=başkanlığa, makam ve mevkie, vazifeye talip olur mu?... Olmaz… Vazife istenmez, teklif edilirse ehliyeti olduğu takdirde kabul eder.
Olgun Müslüman doyduktan sonra yer mi?... Yemez… Çünkü doyduktan sonra yemek israftır, israf ise haramdır. Müslüman hep ben ben ben der mi?.. İnce, kibar, nazik, görgülü Müslüman ben kelimesini (zaruret olmadıkça) kullanmaz, bendeniz, bu fakir der.
Müslüman cep telefonuyla gevezelik ve zevzeklik eder mi?.. Etmez. İslamda esas olan sükuttur=susmaktır. İyi bir Müslüman ben iyiyim der mi?.. Demez… Ben iyiyim diyen bir Müslüman iyi olmak sıfatını yitirir. İyi Müslüman kendini övmez. İyi Müslüman açıkta, sokakta, çarşıda pazarda, kaldırıma kurulmuş masada yemek yer mi? Yemez, çünkü herkesin arasında yemek içmek mürüvvete aykırıdır.
Müslüman lüks otomobiliyle öğünür mü?.. İyi, akıllı, olgun, görgülü Müslüman lüks ve israflı otomobil almaz ki, bununla öğünsün. İhtiyacı olmadığı halde gösteriş için lüks otomobil alan ve bununla öğünen beyinsizdir. Terbiyeli, hanımefendi, görgülü bir Müslüman hanım sokakta yürürken dondurma yer mi?..
Kesinlikle böyle bir kabalık ve görmemişlik yapmaz. Atalarının, devletinin, halkının bin yıldan fazla kullanmış olduğu yazı ile anadilini okuyamayan bir Müslüman nasıl bir Müslümandır?..
Cahil, okuma yazma bilmez bir Müslümandır. Olgun bir Müslüman hüsn-i hâtime konusunda ne yapar?.. O bu konuda çok korkar, Allaha “Ya Rabii canımı mü’min olarak al” diye dua eder.
Hüsn-i hâtimeye vesile olan iyi amelleri yapar, kötülüklerden kaçınır. İyi Müslüman ve biat itaat… O zamanın İmamına (gıyaben de olsa) biat ve itaat eder… Ayrıca icazetli, muhlis, râsih ulema ve fukahaya… Bir kâmil mürşide…
Müslüman futbol kulübü tutar gibi hizip, fırka, cemaat, grup, sekt, parça tutar mı?.. Kesinlikle tutmaz. Hiç olgun ve gerçek bir Müslüman holiganlık, militanlık, fanatizm sergiler mi? Müslüman tarikatını söyler mi, tarikat reklamı yapar mı, tarikatına davet eder mi?..
İyi ve olgun Müslüman tarikatı olabilir ama o kesinlikle tarikatçılık yapmaz. Olgun Müslüman hangi tarikattan olduğunu söylemez. Davet etme makamındaysa İmana, İslama, Kur’ana, Sünnete, Şeriata davet eder… Tarikat bir nasip meselesidir, tarikata genel davet yapılmaz. Olgun bir Müslüman, kendisine kötülük yapan din kardeşine ne yapar?.. Kur’anın tavsiyesine uyarak ona iyilik yapar.
Mehmet Şevket Eygi
Sünnî Müslümanların büyük kısmı birleşmemekte ittihad etmişlerdir. Kafirler ve münafıklar Müslümanlar için kaç kuyu kazmışlarsa, Müslümanlar o kuyulara düşmüşlerdir.
Sonra yalanın bini bir paraya: Efendim bizi dinsizler bu hale getirmiş, zillet ve esaret kuyularına atmış… Yalan yalan yalan!.. Bizi, biz bu hale getirdik. Hâlâ hıyanet içindeyiz. Sabah namazlarında İstanbul camilerine gidiniz, birkaç cami dışında hepsi boştur. Nerede o mangalda kül bırakmayan İslamcılar? Nerede o dindar liseli ve üniversiteli gençler? Şu hal-i perişanımıza bakınız…
Şu harbî kafir ve münafıkları dost ve velî edinenlere bakınız… Şer’î tesettürün cılkını çıkartan bezirgânlara bakınız. Allahı bir Roma putuna benzeten zındığın peşine düşenlere bakınız…
İslam Nizamı Vasıflı Müslümanlarla Kurulur
İslam dini ve nizamı hayata, realiteye kaliteli=vasıflı, güçlü ve üstün Müslümanlarla geçirilebilir.
Vasıflı Müslüman, Resulullah Efendimize (Salat ve selam olsun ona) kopuksuz ve sahih bir silsile ile bağlı ve icazetli bir bir mürşid-i kamile biatli ve irtibatlı olur, öğüt dinler, o öğütleri hayata geçirir.
Kendisi hakkında “Aaa bu ne biçim Müslüman!.. Çift hörgüçlü deveyi hamuduyla birlikte yutuyor…” denilen kişi vasıflı Müslüman değildir.
Bir vasıflı Müslüman bin kafire bedeldir. Bin vasıfsız Müslüman bir vasıflı Müslümana denk olamaz. Vasfın kaynakları nelerdir?..
Mehmet Şevket Eygi
Ona direnemeyen insan direnişten bahseder..
En sağlam direniş: kalbi temiz tutmaktır, âzizim..
*ibn-i âkbar

Bir tuhaflık hissediyordum. Ev işleriyle uğraşırken dalıp dalıp gidiyordum âdeta. Hasta değildim! Pekiyi sebebini anlayamadığım bu ağırlık da neyin nesiydi?
Birkaç gün öncesinden, bugün için; arkadaşlarla sözleşmiştik, mahallemize taşınan yeni gelinin evine hoşgeldine gidecektik. Dip komşum, "Haydi, gelmiyor musun?" diye kapıyı çaldığında, neredeyse ona: "Hayır gelemeyeceğim, kusura bakmayın." demek geldi içimden. Ama verilen söz tutulmalıydı. Yeni komşumuzun evinde de ara ara dalıp gitmekteydim... Neyse ki kısa sürdü ziyaretimiz.
İşte yeniden evdeydim. Koltuğa kendimi bırakırken, duvardaki dedemin fotoğrafı ilişti gözüme. Siyah-beyaz, yer yer bazı yerleri çatlamış bir fotoğraf. Ne heybetli adamdı dedem! Şimdi bile, fotoğraf karesinden çıkıverecekmiş gibi geliyor insana.
Söylendiğine göre, Yunanlılar, Anadolu'ya girip, önlerine gelen her köy ve kasabayı işgal ettiği yıllarda dedem, Akhisar'da Milli Mücadele'nin başını çekenlerden olmuş. Bir keresinde Halitpaşa Çiftliği'nde, sekiz arkadaşı ile toplantı yaptıkları sırada düşman askerlerinin baskınına uğramışlar. Halit Paşa ve yanındakiler toplandıkları yerden hemen ahıra yönelip atlarıyla uzaklaşmak istemişler.
Savaş yıllarını düşününce bana anlatılan bu hâdiseler içinde daha da gerilere gittim. Büyük dayımı hatırlayıverdim birden. Onu hiç görmemiş, ama yufka yürekliliğini, yardım severliğini ve vatan sevgisini hep duyagelmiştim.
Ardından Şevket dedem ve Rüştü amcam da birer birer terketmişlerdi bu âlemi. O tayfadan şu an hayatta birtek Şevket dedemin kızkardeşi Kadriye halam kalmış. 90 yaşının üzerinde bu mübarek kadın. İki büklüm haliyle elinden Kur'an-ı Kerim'i düşürmez, her fırsatta bizlere dünyanın geçiciliğini anlatır, asıl gidilmesi gereken yere hazırlık yapmamızı öğütler.
...
Düşünceler, düşünceleri; hatıralar, hatıraları kovalarken dalıp gitmişim. Etrafıma baktığımda kendi evimde olmadığımı anladım. Sonra birden tanıyıverdim burasını. Dedemin eski evi burası. Çocukluk yıllarım burada geçti. Kayısı ağacı yine avlunun ortasında salınıyordu.
Odanın ortasına mükellef bir yer sofrası kurulmuştu. Sofra üzerinde kapakları kapalı bakır sahanlar dizilmişti. Sahanların yanında siyah ve iri zeytinlerle dolu bir de tas vardı. Sofranın etrafına insanlar oturmuştu.
Ertesi gün, sabahın erken saatlerinde telefonun acı acı çalmasıyla yataklarımızdan sıçradık. Telefonu açtığımda karşımda Akhisar'dan arayan annem vardı. 'Kızım!' diyordu, 'Kadriye halanın başı bekleniyor'.
Yüce Peygamberimiz'in: "İnsanlar uyumaktadır, ölünce uyanırlar." demesi gibi, Kadriye halam da, bizlere her zaman öğütlediği üzere bu geçici hayattan asıl mekâna, sevdiklerinin yanına gitmişti. İnşaallah kendisini bekleyenleri fazlaca bekletmeden, yemekler soğumadan yetişebilmiştir sofraya.
Acaba, yarın bizler de buradan ayrılırken oralarda, bizim de bekleyenlerimiz olacak mı, şehitlerin hizmet ettiği kutlu sofraların etrafında?
Not: Yukarıda anlatılan olayların hepsi yaşanan hâdiselerdir. Rüyayı müşahade eden ise; annem Fatma Uğurluel hanımdır.
Talha UĞURLUEL

Istanbul gezmekle bitmeyecek bir sehir...
Fakat esleriyle birlikte gelmek isteyenlere ayrica turlarimiz duzenlenecektir... Istek dahilinde baylara ozel turlarda duzenlenebilir.
iletisim


Eskiden çocuklar anlayamadıklarını anne babalarına, dedelerine, dayılarına-amcalarına, ablalarına-abilerine sorarlardı… Nesiller arasında, soru ve cevaplardan sıcacık köprüler kurulur, sohbet muhabbete dönüşür, sağlam iletişimin temelleri atılırdı…
Yalnız bir sorun var: Bizim yerimize Google yaşamaz hayatı; çocuklarımızı da televizyon ve internet yetiştirmez.
Silkinmemiz ve “doğru insan” yetiştirmek için adımlar atmamız lâzım.
Eskilerimiz “doğru insanın dört şeyi açık olacak” derlerdi:
1- Yüreği açık olacak (sevebilsin diye);
2. Eli açık olacak (verebilsin diye);
3- Sofrası açık olacak (yedirip içirebilsin diye);
4- Kapısı açık olacak (misafir rahatça gelebilsin diye).
Yüreğimiz kilitli, elimiz yumruk durumunda… Zaten sofra bile kurmuyor, fesfutlarda tıkınıyoruz… Komşuluk ne mümkün! Oturduğumuz “Site”lerin çevresi Bizans surları gibi surlarla çevrili, kapılarımız ise şifreli… Yeni bir hamle belki bu engelleri yıkabilir.
Eskilerimiz “doğru insan dört şeye sahip çıkacak” derlerdi…
Ve eskilerimiz “doğru insan”ın temel vasıflarını şöyle özetlerlerdi: Dost ve arkadaşlara karşı tatlı sözlü, samimi, güler yüzlü ve güvenilirdir…
Yavuz Bahadıroğlu
Bugün insanlarımız, geçici mutluluklar peşinde koşuyor ve bütün hayallerini bunun üzerine bina ediyorlar. Huzur ise hakikatten beslendiğinden, pek az kimsenin peşinde koştuğu ve elde edebileceği bir şeydir. Çünkü “huzur”un bir yüzü inanç, ibadet, teslimiyet, tevekkül, iyilik ve erdemlere bakar.
Ben de nacizane ne zamandir gereksiz fakat olmasi gereken mutluluklara Eyvallah deyip huzurun pesinde sessiz bir arayis icindeyim... Huzur olmadi mi mutlulugun bir kanadi eksik gibi. Insani icten ice yiyip bitiren, susturamadigimiz derinlerden gelen bir ses bir nefes gibi. Allah (cc) cumlemize huzurlu bir hayat nasip etsin. Hayirli Cuma'lar...
Ancak İslam ile birlikte kadın, kocasının malı ve toplumun metaı olmadığını aksine yalnız Allah’a (c.c) kul olduğunun bilincine varmış ve haklarına sahip çıkmıştır.
Bir çocuğun bakımı ve eğitimi toplumsal bir sorumluluktur. Kadının bu sorumluluğu, onun sosyal kültürel siyasal ve iktisadi alandaki özgürlüğünü kısıtlayan bir faktör değil aksine yüce bir hizmettir.
– Çocuğuna bakmakla sorumlu değilsin,
– İstediğin gibi, İçinden ne geliyorsa, nasıl yaşamak istiyorsan öyle yaşamalısın,
– İçgüdülerin ve şehvetin peşinde, geceyi gündüze katıp gezip tozmandan ve eğlencenden vazgeçmemeli ve arzuladığın gibi yaşamalısın.
– Bir daha mı geleceksin sanki dünyaya…!
Birçok genç ve yetişkin kadın artık geri dönülmez bir şekilde ailesinden ve sorumluluklarından uzaklaştırılmaya ve yuvadan koparılmaya çalışılıyor. Bu tabloyu zihnimde canlandırdığımda, bir “Hayvan Çiftliği”ni görür gibi oluyorum. Burada bu hayatın hengâmesi içinde insanların yerini bazen hayvanlar alır. Gün boyu aslında başkaları için koşturur, her şeyi uluorta yaşar, hiçbir kural kaide tanımadan yaşamlarını sürdürmeye çalışırlar.
İşte bunun gibi insanlar da dünya ile sınırlı her türlü istek ve arzuları için “Kendinden” ve öz benliğini oluşturan bütün erdem ve faziletlerden yoksunlaşarak vahşi bir rekabet ve tüketim çılgınlığı içine giriyorlar. Ne yazık ki, yakılıp yıkılan anarşi ortamlarında kendilerine bir pay kapmaya çalışırken “ İnsanlık “elden gitmeye başlamıştır.
“Kim Allah’a güzel bir borç verecek olursa, Allah da onun karşılığını kat kat verir ve ayrıca onun çok değerli bir mükâfatı da vardır” (Hadid 11) ayeti indiğinde sahabeden Ebuddehdah, Hz. Peygambere döner ve “Allah hiçbir şeye muhtaç değilken bizden borç mu istiyor?” der.
Hz. Peygamber, “Allah bununla sizi Cennet’e koymak istiyor” buyurur. Ebuddehdah, “Ya Resulûllah şimdi ben Rabbime borç verirsem bunun için beni ve çocuklarımı Cennet’e koyacağını taahhüt mü ediyor?” diye sorar.
Efendimiz, “Evet” deyince, “Öyleyse elini bana uzat ey Allah’ın Resulü, benim iki bahçem var biri yukarıda diğeri aşağıda. Vallahi bunlardan başka da hiçbir şeyim yok, ikisini de Allah’a borç vermek istiyorum” der.
Efendimiz ise, “Onlardan birini Allah için bağışla diğerini kendin ve ailenin geçimi için bırak” buyurur. Bunun üzerine kararını verir ve “Çok sevdiğim 600 ağaçlık hurma bahçemi Rabbime borç veriyorum” der.
Hazreti Peygamber Ebuddehdah’a döner ve “Buna karşılık sana Cennet verilecektir” buyurur.
Hz. Peygamberle sahabesi arasında geçen bu olayı okuduğumda, servetlerine servet katma yarışı içinde olan bu günün Müslümanlarını düşündüm ve sordum:
Acaba kaç kişi malını hiç düşünmeden, gelecek kaygısı yaşamadan Allah için bağışlayabilir? Kaç kişi israfa varan harcamalarından kısıp yoksulu gözetebilir? Kaç kişi, servetinden Allah için bağışlayabilir? Bütün bu soruların bizi götürdüğü yeri görebilmek için “ne kadar samimi olduğumuza” bakmalıyız.
Kuşkusuz Efendimizin en yakınında yer alan sahabe, Allah’ı görür gibi inanıyordu. O yüzden onlara vermek de katlanmak da zor gelmezdi. Oysa bu gün bizler, böyle bir samimiyetten uzak bir hayat yaşamaktayız.
Elbette Allah’a ve Resulü’ne bağlılığını yaşantısı ile ifade eden, malını, canını, mülkünü, vaktini ve emeğini bu yolda sarf eden samimi Müslümanlar tarihin her safhasında olmuştur ve onların ihlâs ve samimiyetleri ile yeryüzüne rahmet yağmaktadır. Ancak bu kimseler karanlığın içinde parlayan yıldızlar kadar azdır…
Hele hele günümüzde malından vermek insanlara canlardan vermekten daha zor gelir. Çünkü kapitalist zihniyetin içinde yer alan ya da kıyısından geçen kimseler servetlerini sahipleniyor, “Her şey benim, her şeye sahip olmalıyım” anlayışı ile yaşıyorlar. Oysa dünya, bir Müslüman için, ahiret yurduna ait birikim elde etmenin dışında bir anlam ifade etmez…
Fatma Tuncer
HAKKIMDA
- Tespih Taneleri...
- O'nun (CC) adı ile dokunmalı Kelam'a, kaleme. Bunun için 'Bismillah' diye başlarız söze. Rahman'dan hepimize, Rahim'den yalnız bize gelenle yazarız. O'nun lütfu keremiyle, yalnız O'nu razı etmek üzere yazarız. Ruhumuz ve bedenimizle çeker Besmele'yi, dalarız özlere...
İLETİŞİM ADRESİ
Sevgili Dostlarim
Son Yorumlar
Facebook Grubum
Kategorilerim
- Hayatin icinden...
- Hikmet Damlalari
- Hazine-i ilim
- Icimden Geldigi Gibi...
- Siirler
- yasanmis hatiralar
- Ruha dokunanlar
- Tane Tane Istanbul
- Pasta ve Börek Tariflerim
- Duyurular
- Yemek Tariflerim
- Kitap Tavsiyeleri
- Allah dostlari
- Tebessum Ettirenler
- Ezgi ve İlahiler
- Mimlerim ve Ödüllerim
- Hayatın içinden
- Hayatın içinden...
- Tane tane İstanbul






