Sessiz gecelerin sonun da hep yorgun sabahlara merhaba
Ya Rabb! Sen bilirsin ben bilmiyorum
Kalan omrume nur ol ki...
Ona da diyeyim yurekten bir merhaba...

Efkâr dolu gönül sustuğu vakit, bir nâme duyulur; yalnızlar esas yalnızlığa, duygular düşlediği rüyalara, dil konuşma özlemi duyduğu sevdalara savrulur… mühür vurulur Ayın’a, çıkarılır Şın alfabeden, hüzne bırakılır Kaf belirsiz sinelerden…Ve bir ses duyulur, bir dize fısıldar inceden; “Ey gönül gel gayriden geç aşka eyle iktidâ Zümre ehli hakikat ânı kılmış muktedâ.”
Şimdi… Sus gönlüm… sus gönlüm
Çok dile getirme. Sen dile getirdikçe gönlüm daha çok coşuyor, daha da meraklanıyor ve beklemek daha da zorlaşıyor…
sus gönlüm
Çok laf etme. Az söyle ki işimiz olgunlaşsın. Az söyle ki Hakk’a karşı yanlış kelam çıkmasın.
sus gönlüm
Bir elif miktarı sus. Az kaldı bahara. Dayan gönlüm. Denizin içinde meydana gelen görünmeyen dalgalar gibi yüreğini biliyorum. Beklemekten başka çare olsaydı, seni durdurmazdım… İnan bana… Ama yok. Başka çare yok. Unutma ki ilaç bile beklemeden tesir etmez, çiçek bile vakti gelmeden önce açmaz…
sus gönlüm
Bu kışın bahara dönünceye kadar…Bu gece gündüz oluncaya kadar…Uzak yollar yakınlaşıncaya kadar…Bu sıkıntının ardından ferahlık gelinceye kadar…Ve yüzümüz vuslat gözyaşlarıyla ıslanıncaya kadar sus…
sus gönlüm
Seni senden daha iyi bilen Rabbinin hükmü vuku buluncaya kadar. Senin nasibin sana ulaşıncaya kadar,ulaşmayanlarınsa senin nasibin olmadığını anlayana kadar sus…
sus gönlüm
Onun geleceğini görünceye kadar. Acının bala dönüştüğünü fark edinceye kadar. Onun gönlünün senin gönlüne muhabbet düğümüyle bağlandığını görünceye kadar…
sus gönlüm
Bütün bu susmalarına karşılık her şeyin hayırlısının olacaĝına inanarak sus..
sus gönlüm
Her susuşun bir cevap olsun. Her susuşun, sabrın olsun. Her susuşun, duan olsun. İçten yakarışının adı olsun, susuşun. Bekleyişinin, umut edişinin, inancının, sevdiğinin vurgusu olsun, susuşun…
sus gönlüm
Alıntı
Biz hayırsever, dindar, sofu, hepsi hacı bir grup Müslüman bir dernek kurduk ve yeni bir mahallede büyük bir cami yaptırdık. İlle de yüksek kubbeli olacak dedik, masraf ikiye katlandı, kocaman bir kubbe yaptırdık. Bir minare yetmez dedik, iki minare yaptırdık.
Minareler binayla mütenâsib (orantılı) olsaydı daha güzel olacaktı ama biz upuzun minareler yaptırdık. Zaten şerefeye çıkıp ezan okuyan yok ama biz bir şerefe yetmez dedik, iki şerefe de yetmez dedik, her minareye üç şerefe yaptırdık.
Çuvalla para harcadık, caminin içini çiniyle kaplattık. Elektrikli yerden ısıtma tesisatı yaptırdık.Camiye WC'ler, şadırvanlar yaptırdık. Alt katta cenaze yıkama istasyonu kurduk.Camiye bir show room bile yaptırdık.
Minareleri, caminin içini ve dışını gür sesli hoparlörlerle donattık. Mihraba tam altı adet mikrofon koydurttuk. İmamın yakasına takmak için bir de kablolu seyyar mikrofon hazırladık. Yazın cemaat serinlesin diye klima cihazları, vantilatörler...
İçi yanan din kardeşlerimiz için soğuk su cihazları. Buz gibi...Çalınacak bir şey yok ama caminin içine ve dışına dijital kameralar yerleştirdik .Hiç sanatlı değil ama zemine anilin boyalı makine halıları serdirttik. İmam ve müezzin için konforlu lojmanlar yaptırttık.
Caminin içine kızıl ışıklı namaz vakitleri levhaları koydurttuk. Cami bahçesine paralı WC'ler yaptırttık.
Velhasıl son derece lüks, büyük kubbeli, iki uzun minareli, bol şerefeli, bol mikrofonlu, bol hoparlörlü, kaloriferli, yerden ısıtmalı, klimalı, vantilatörlü, soğuk su cihazlı, kameralı, WC'li bir camimiz oldu. Yok yok bu camide. Sadece bir şeyi unuttuk.
En önemli şeyi. En hayatî şeyi. Ne mi o?
Sabah ezanı okununca biz bu camiye gitmiyoruz. Öğle ezanı okununca bir saf. İkindi hâkeza. Akşam yine fazla cemaat yok. Yatsıda yarım saf... Evet cami yaptırdık ama gidip orada cemaatle namaz kılmayı unuttuk. Biz ne unutkan Müslümanlarız...
Mehmet Şevket Eygi
Ramazan'in en sevdigim yani geldi aklima bu yaziyi okuyunca, teravih namazi... Eskiden beri iftardan sonra kosusuruz camilere... Ama sadece Ramazan'da...:(
Muthis bir rahatlamadir bence teravih namazi, iftardan sonra uzun bir nefes alma...
Eskiden her gece degisik bir camide kilmaya gayret ederdik, cunku cami yolu ne kadar uzak olursa attigimiz her adima karsilik alacagimiz sevaplari hesaplardik...:))
Hayatta en sevdigim sey farkli farkli camileri gezip, oralarda bir vakitte olsa namaz kilmak...
Bu gercekten cok keyifli oluyor, hepsinde ayri bir lezzet ayri bir fayz var sanki...
Ozellikle eskinin izlerini tasiyan tarihi camiler... Oyle camilere rast geldimse uzun sure ordan cikmak pek mumkun olmuyor benim icin... Benimle ziyarete gelenler bu durumdan hep muzdarip olmustur...:))
Guzeldi, cook guzeldi...
Bismillahirrahmanirrahim
EY NAS !
İlah’ın rahmet, mağfiret ve bereket ayı size gelip çattı.
O öyle bir aydır ki, Allah cc nezdinde ayların en faziletlisi;geceleri, gecelerin en faziletlisi ve saatleri, saatlerin en faziletlisidir.
O, bir ay ki;siz onda Allah cc ın keramet ehlinden oldunuz.
Nefesleriniz o ayda tesbih ,uyumanız ibadet mertebesindedir.
O ayda amelleriniz makbul ve dualarınız müstecab olmaktadır.
Öyle ise kendi Rabbinizden dürüst niyetler ile ve günahlardan, beğenilmez sifatlardan arınmış kalblerle dileyin ki,o ayı oruç tutmaya ve onda Kur’an okumaya sizleri muvaffak kılsın.
Zira şaki ve bedbaht kişi bu büyük ayda Allah cc bağışlamasından mahrum kalandır.
EY NAS !
Bu ayda açlıkla, susuzlukla kıyamet günün açlığını,susuzluğunu hatırlayın.
Fakirlerinize ve düşkünlerinize sadaka verin.
Büyüklerinize saygı, küçüklerinize sevgi gösteriniz.
Yakınlarınızı şefkatle okşayın.
Söylenmemesi gereken şeylerden dilinizi sakındırın.
Size helal olmayan şeylere bakmakdan gözlerinizi yumun.
Duymanız helal olmayan şeyler kulaklarınızı tıkayın.
Halkın yetimlerine şefkat gösterin ki,sizden sonra sizin de yetimlerinize şefkat göstersinler.
Günahlarınızdan tevbe edip Allah cc ya dönün.
Ellerinizi namaz vakitlerinde dua için kaldırın; zira namaz vakitleri saatlerin en hayırlısıdır.
Bu vakitlerde hak teala kendi kullarına rahmet nazarıyla bakar.
O’na münacaat edenlere cevab verir.
O’nu çağıranalara (lebbeyk)der.Dua edenlerin duasını kabul eder.
EY NAS !
Sizin canlarınız,yaptığınız amellerin rehinidir.O halde Allah cc den bağışlanma dileyerek canınızı rehinden kurtarın.Omuzlarınız,günahlarınızın ağır yükü altındadır;secdelerinizi uzatarak onları hafifletin.Bilin ki hak teala bu ayda namaz kılanlara,secde edenlere azap etmeyeceğine ve kıyamet günü onları cehennem ateşiyle korkutmayacağına izzet ve celaline yemin etmiştir.
EY NAS !
İçinizden kim bu ayda oruçlu bir mü’mine iftar verirse, Allah cc katında köle azat etmiş kadar sevab alacak ve geçmiş günahları bağışlanmış olacaktır.( O sırada ashabtan bazıları dediler ki;Ya Resulüllah ,bizim hepimiz buna kadir değiliz.) Peygamber sav buyurdularki;
Bir hurmanın yarısıyla,yahut bir içim suyla da olsa,oruç tutanlara iftar vererek cehennem ateşinden sakının.Gerçekten bundan fazlasına kadir olmayıp böyle yapana Hak Teala bu sevabı verir.
EY NAS !
Bu ayda kim,huyunu güzelleştirirse,ayaklarının titrediği o günde Sırat’tan kolay geçer.
Kim;bu ayda şerrini insanlardan uzak tutarsa, Allah cc kıyamette azabını ondan uzak tutar. Kim,bu ayda babasız öksüzlere şefkat gösterirse, Allah cc kıyamette ona merhamet gösterir.
Kim, bu ayda kendi yakınlarına olan bağı sağlamlaştırır, onlara iyilikte bulunursa, Allah cc kıyamette onu kendi rahmetine kavuştururur.
Kim, bu ayda yakınlarına iyiliği keserse, Allah cc kıyamette ondan rahmetini keser.
Kim,bu ayda sünnet namazı kılarsa Allah cc ona diğer aylarda kılınan namazın sevabını verir.
Kim,bu ayda bana çok selavat gönderirse,amel terazilerinin hafif geldiği günde Allah cc onun amel terazisini ağırlaştırır.Kim,bu ayda kur’andan bir ayet okursa,diğer aylarda Kur’anı hatim edenlerin sevabına erişir.
EY NAS !
Bu ayda cennet kapıları açıktır. Rabbinizden dileyin, dileyin yüzünüze kapanmasın.Ve cehennem kapıları bu ayda kapalıdır.Rabbimizden dileyin yüzünüze açmasın.Şeytanları bu ayda bağlamıştır; Allah cc isteyin sizlere musallat etmesin.
AMİN
Bir uyanıştır Ramazan.
Açlığın incelttiği bedeninde, ruhuna daha çok yer kalır.
Benliğin kabından çıkarsın, kutsiyetin Kâbe'sine varırsın.
Bencilliğin kafesinden kurtulursun, meleklerin kanatlarına tutunursun.
Yetimlerin gözlerindeki eşsiz sevince mimar olursun.
Yoksulların gönlünde taş üstüne taş koyarsın.
Ellerin kalbine değer ilk kez.
Aklanırsın, arınırsın, bağışlanırsın...
inşaallah...
Bismillahirrahmanirrahim.
Ey Ramazan!
Ey içerisinde “bin aydan daha hayırlı bir geceyi” barındıran ay!
Ey Kur’an’ın doğum ayı, ayların en çok gül kokanı!
Ey vahyin dirilten soluğunu hayata, Muhammed’i müebbet bir muhabbete, varoluşun anlamını Allah’sızlaştıkça anlamsızlaşan çağa, insanın yitirdiği insanlığı, rahmeti, bereketi, atıfeti, hidayeti ve şefkati insana taşıyan ay!
Hoş geldin!
14 asırdır her yıl geldiğin gibi, bin umudu bağrında saklayarak geldin. Hep olduğu gibi, getirdiklerine karşılık bulacağını umarak geldin. Hepsinden öte, hoş bulduklarını daha hoş etmek, nahoş olanları da tekrar hoş etmek için geldin. Kim bilir, geçmişte ne hoş gelişlerin ve hoş buluşların olmuştu. Başı dik, alnı açık, eli açık, yüzü ak, yüreği dolu, gözü pek, sözü kavi, özü doğru mü’minlerin karşılamıştı seni. Sen hoş gelmiş, onları da hoş bulmuştun. Kur’an ellerinde, dillerinde, gönüllerinde ve dahası hayatlarındaydı.
Onlar hayatın kölesi değil efendisiydiler…Onlar, mallarının kölesi değil efendisiydiler…Onlar, şartların çocuğu değil anasıydılar! Çünkü şartları onlar doğururlardı…Tarih 1 Ramazan 1428. Ve sen yine geldin, hep olduğun gibi yine hoş geldin. Fakat, biliyorum ki hiç hoş bulmadın, on yıllardır, hatta yüzyıllardır bulmadığın gibi. Kim bilir bu hoş bulmadığın on yıllarda, yüz yıllarda ne vahim bir halde buldun mü’minlerini? Kim bilir ne acılara, sancılara, yangınlara, kundaklamalara şahit oldun? Ne yaralar ve yaralı yürekler gördün?
Fakat Ey Ramazan, hiç bu günkü gibisini gördün mü? Hiç bir buçuk milyarlık bir aileyi böylesine perişan, dağınık, bozgun, yılgın, bıkkın, umutsuz, iradesiz, işlevsiz, cansız, izansız gördün mü?
Ey Ramazan!
İnanç coğrafyandan böylesine oluk oluk kan gittiğine hiç şahit oldun mu? Mü’minlerinin bu denli ezildiğini, itildiğini, kakıldığını, horlandığını hiç hatırlıyor musun?
Bak mü’minlerine!
Gönülleri harap, haneleri harap, beldeleri harap, hepsinden beteri akılları ve bilinçleri harap olmuş. Seni karşılamaya ne yüzleri var, ne de mecalleri.
Bir zamanlar küffarın açlarını doyuranlar, şimdilerde küffarın ekmeğine muhtaç… Bir zamanlar başkalarının yaralarını saranlar, şimdilerde kendi yaralarını saracak dermandan mahrum… Bir zamanlar imanı yudum yudum farklı iklimlere taşıyanlar, şimdilerde yüreklerinin işgalini önlemekten aciz… Senin varlık sebebin olan Kur’an’la yücelmeyi beceremeyenler, bu ayıplarını saklamak için, zaten yüce olan Kur’an’ı yücelterek, ona rüşvet verme çabasındalar.
Düşünebiliyor musun Ey Ramazan; Kur’an’ın doğum ayını kutlayacaklar, ama Kur’an hayatlarında, ellerinde, evlerinde, sokaklarında, topraklarında olmayacak!..
Ve Ey Ramazan!
Bu ezilmişlik, bu kırılmışlık, bu dökülmüşlük, bu yenilmiş ve şaşırmışlık içindeyken tam zamanında geldin!
Hoş geldin, fakat hoş bulmadığın ortada!
Fakat senin gelişinin amaçları arasında hoş bulmadıklarını hoş etmek de bulunmuyor mu? Haydi getirdiğin cennet kokusuyla, topraklarımızdaki ufunetin kokusunu bastır!
Çöle dönmüş yüreklerimize bir rahmet rüzgarı gibi es, yanık dudaklarımıza su değsin, çöller göle dönsün! Sök mü’minlerin arasındaki kin, nefret ve düşmanlık tohumlarını; onların yerine iman kardeşliği ek!
Çağın öksüz ve yetimi olan ümmet coğrafyasındaki kanayan yaralara merhem olacak bir bilinç getir! Açları doyuracak, susuzları suvaracak, açıkları giydirecek bir şefkat ve merhamet sağanağı taşı! Zilleti izzete, ataleti gayrete, mahrumiyeti servete dönüştürecek bir ruh ver!
Öz ellerimizle nesneleştirdiğimiz Kur’an seninle yeniden özneleşip bizi inşaya dursun! Bizler, çağın imha ettiği bencil bireyler değil, Kur’an’ın inşa ettiği mü’min şahsiyetler olalım! İnsanın varoluş amacına uygun bir hayatı yeniden inşa etmenin sancısına tutulalım! Yeniden imanı, bir saadet sakası gibi yürek yürek insanlara taşıyalım.
Öyle ki, bizi öldürmeye gelen bizde dirilsin! Dostların, oturduğu yeri yeşerten birer “hızır”, hidayeti iman doğuran birer “mehdi” olsun!
Biliyorum ki, bu duama “âmin” diyeceklerin en başında sen geliyorsun Ey Ramazan!
Kur’an’ın da elini tutup geldin; hoş geldin!..
Hoş buldukların arasında olmayı ne kadar da isterdim!..
Arkadaslar bu maili sizinle paylasmak istedim cunku; yazin rehaveti, tatilden donus, sanki bana hakkiyla karsilamadik gibi geldi ne uc aylarin baslangici Recebi, ne sabani ne de ramazani...
Bu aylarin hakkini tam anlami ile veremedigimiz gibi hic degilse biraz olsun halimizin farkinda olalim istedim.:((
Gozlemlerime dayanarak yaziyorum ki galiba bu mailin bir degil bir kac sefer okuyup daha da samimi olmaya gayret etmemiz gerektigini dusunuyorum insallah... Unutmayin ki biz yasarsak etrafimizdakilere de bir hatirlatma olur...
Ramazani hakkiyla yasarsak tadina doyum olmaz...
Ramazaniniz mubarek olsun umidi ile...
Rabb'im ihlasli ve suurlu gecirmeyi nasip etsin diyelim ve bitirelim...Sevgilerimle