
Bahaneler dünyasının bir bahanesi, her işe, her şeye bir bahane bulmaktır. Şüphecilik bazen işe yarayabilir. İnsan hep başkalarından şüphe edeceğine biraz da kendinden şüphe edebilmelidir. Gayrın, afakın noksanlıklarından, kopukluklarından ve dağınıklıklarından şüphe ile şikâyet eden bir nefis kendisine de ara sırada bakıp şüphe edebilmelidir.
Acz, fakr, kusur ve zayıflıkla yoğrulmuş bu insan fıtratına şüphe ile nazar etmek illaki neticenin noksan olması demek değildir. Bu şüpheli nazar eğer mükemmel bir tavır ve ameller zincirine muhatap olabilmişse ne âlâ, onu daha mükemmel ameller ve tavırlar bekliyor demektir…
Duâ ve tebrikten başka ne söylenebilir ki. Ama eğer şüpheler bizi noksanlıkların, eksikliklerin eşiğinde gezdiriyorsa elbette ki insan kendisine çekidüzen vermeli, tam ve mükemmeli yakalamaya çalışmalıdır.
Her zaman yaptığımız gibi devamlı olarak gözlerimizi, aklımızı başkalarının hal ve harekâtında gezdirmekten vazgeçerek kendi hal ve harekâtımızı kontrol altında tutabilmeliyiz.
(Bunu bir yapabilsek zaten nerdee)
Özellikle de günümüzün sari hastalıklarına rahatlıkla fetva verenlerin rahatlığında hayatlarımızı, iki dünyadaki hayatlarımızı karartmamalıyız. Belki nurlandırmak ve aydınlatabilmeliyiz. Bu ise tahkik ister, enine boyuna hesap kitap yapmak ister.
Okumadan, anlamadan, anlatma ve tatbikat olamaz. Sari hastalık olanlarda;
“Köprüyü geçene kadar başörtüsünü aç fetvası! Müslüman her şeyin en iyisine layıktır” cümlelerinin ters anlatımıyla herşeyde israf ve iktisatsızlık almış başını gidiyor. Bu gidişat özellikle ve evvel emirde fetva verenleri ve Kur’ân’a, sünnete rağmen fetvalarla hareket edenleri vurur ve iki dünyalarını da mahveder…
(Allah muhafaza etsin..)
Net olacaksın. Dünya menfaatleriyle yamulmayacaksın. Hasbelkader, ihsan-ı İlâhî ile bir müsîbete belâya düçâr kalmış isen bunun şikâyeti ile ortalığı velveleye vererek hikmet-i İlâhiyeyi ve ikazat-ı İlâhiyeyi inkâr ederek sorgulamayacaksın.
Sabırlı ve itidalli ol!
Selâmete kavuş…“Onda var, bende yok, bende de olsun, ama nasıl olursa olsun.” Ancak Yahudinin bir oyunundan hisse alan, nefsanî bir tuzaktan başka bir şey değildir.
Herkes bir ayrıcalığın, farklılığın peşinden koşuyorsa bizde koşalım. Ama Kur’ân’ın terbiyesinde, İslâmiyetin emirleri dairesindeki edepli, iktisatlı, bereketli ve faideli farklılıkların, ayrıcalıkların peşinden koşalım.
Herkes bizim farkımıza varsın diye illaki hayatın uçurumlarından atlamak gerekmiyor!..
Bize en çok lâzım olan Kur’ân’a, İslâmiyete, sadakat, bağlılık ve sebattır, devamlılık ve faide elde edebilmektir. Unutmayalım, anlayarak ve öğrenmek kastıyla okumayan adam sadece cahil kalmaz, aynı zamanda da hem nefsine, hem de başkalarına zulmeder, zalim olur.
(Rabbim herkese dogru itikat, ve boyle bir suur nasip etsin insaallah.. Ben sahsen muslumanim deyipte hic bir alakasi olmayan insanlari gorunce cok uzuluyorum. Allah onlara da bizlere de hidayet etsin bu mubarek gun ve geceler hurmetine...)
Rifat OKYAY
Dursun yakınmış:
-Ula Temel artuk yaşlanduk. Ayaklarum, kollarum, başum anlayacağun her tarafum ağriyi. Bu yaşluluk ne cötü pişeydur. Eee sen nasisun pakalum?..
Temel memnun:
-Eyiyum eyiyum. Anamdan doğduğum ilk günki gibiyum. Paşımda saçum yok, ağzumda dişum yok, altuma yapayrum haberim yok...
Kıssadan hisse: Her şey bir gün aslına döner pisliğinizi temizlemek başkalarına düşer!.. Allah elden ayaktan dusurmesin insaallah...

Dedi ki sevmemektir, içmemektir
Ne zaman ki elimdeki kadeh düşüp kırılır
Bil ki vakit gurup, yaklaşan ölüm demektir
Yorgun bir işçiye sordum aynı soruyu
Yüzüme tuhaf tuhaf bakıp durdu
Sanki dili bağlanmış da yüz mimikleriyle
Benim için ölüm, işsizlik diyordu
Bir askere sordum aynı soruyu
Dedi ki çirkini, korkulara yenilmektir
Ölümün güzeliyse cihad yaparken şehit olmak
Ne götüreceğini yaşarken bilmektir
Hiç ağlamamış bir hakime sordum bu soruyu
Titredi deri değiştiren bir yılan gibi
Belli ki ölümü hiç aklına getirmemiş;
Herhalde iktidardan düşmek dedi.
Az gözlü bir bezirgâna sordum bu soruyu
Bir servetine baktı, bir de dağlara
Ne fırtınalar atlatmıştı bugüne dek
Ölüm, bir iflastı kapkara
Şanlı bir güzele sordum aynı soruyu
Işıklı kanatları aniden buruşuverdi
İlk kez sıkışıyordu zaman aralığında
Ölüm, yaşlanmak dedi ve ıslandı kirpikleri
Umutsuz bir hastaya sordum aynı soruyu
Doktoruna baktı, baktı ve daldı
Doktorsa bir kalbin durmasıdır ölüm dedi
Ve ıslıkla ağır bir melodi çaldı
Bir katı inkârcıya sordum aynı soruyu
Dedi ki ruhlardan maddenin intikam almasıdır
Her şey, doğumla başlar, ölümle biter
İnancım, Darvin'le muasır
Bir inanmışa sordum bu soruyu
Dedi ki, ölüm bir geçittir gerçek sılaya
Yeter ki azığın has, binitin yürük olsun
Tevhid bayrağıyla yürü ukbâya
Bir ressama sordum aynı soruyu
Danseden parmakları kasılıp kaldı
Dedi ki, anatomiden ötesini göremiyorum
Belki de ölüm, bir çılgın tablonun adı
Yüreği sit bir çobana sordum aynı soruyu
Dedi ki, ben şu sürüyü güden çobanım
Sürü de, bu can da emanet bana
Ver derse veririm Sultanım
Bir âşıka sordum aynı soruyu
Dumansız yanıp işleyen bir aşk erine
Dedi ki ölüm, bir vuslat uykusudur
Perdeyi aralayan gözlerine
Ve kendime sordum bu soruyu
Bedenim bir koza, ruhum bir beyaz kelebektir
Bildim ki dünyada sevdiklerini dünyada bırakıp
Ölüm, soyunarak Hakk'a yürümektir

-Ne güzel adamsın. Keşke Mesîh'in kulu olmuş olsaydın!" deyince, bu sözler Bayezid-i Bistami'ye ağır geldi ve evi terketmek isterken râhip;
râzı oldu.
- Hayır, yemin ederim ki söylemem, ancak ona dokunmayacağınıza söz verirseniz, onu size tanıtabilirim, dedi.
-Allah için ey Muhammedî! Ayağa kalk ve kendini göster, diye seslenince, Bayezid-i Bistami ayağa kalktı.
-Adın ne? diye sordu.
-O hâlde bana şu hususları cevaplandır:
İkincisi olmayan biri, üçüncüsü olmayan ikiyi, dördüncüsü olmayan üçü, beşincisi olmayan dördü, altıncısı olmayan beşi, yedincisi olmayan altıyı, sekizincisi olmayan yediyi, dokuzuncusu olmayan sekizi, onuncusu olmayan dokuzu, on birincisi olmayan onu, on ikincisi olmayan on biri, on üçüncüsü olmayan on ikiyi söyle bunlar nelerdir?
Bayezid-i Bistami baş râhibe;
-Beni iyi dinle! İkincisi olmayan bir, eşi-ortağı, dengi ve benzeri olmayan Allahü teâlâdır.
Üçüncüsü olmayan iki, gece ve gündüzdür.
Dördüncüsü olmayan üç, üç talâktır (boşamadır).
Beşincisi olmayan dört; Tevrat, Zebûr, İncîl ve Kur'ân-ı kerîmdir.
Altıncısı olmayan beş, beş vakit namazdır.
Yedincisi olmayan altı göklerin ve yerin yaratıldığı altı gündür.
Sekizincisi olmayan yedi, yedi kat göktür.
Dokuzuncusu olmayan sekiz, kıyâmet günü Arş'ı taşıyacak sekiz melektir.
Onuncusu olmayan dokuz, kadının dokuz ay hâmilelik müddetidir.
On birincisi olmayan on, Mûsâ aleyhisselâmın Şuâyb peygambere on yıl çobanlık etmesidir.
On ikincisi olmayan on bir, Yûsuf peygamberin on bir kardeşidir.
On üçüncüsü olmayan on iki, on iki aydır." dedi.
Râhip tebessüm ederek;
-Doğru söyledin. Şimdi de bana, havadan ne yaratıldı, havada ne muhâfaza olundu ve kim hava ile helâk edildi? bunlardan haber ver,dedi.
- Îsâ peygamber havadan yaratıldı, havada muhâfaza edildi. Âd kavmi hava ile helâk edildi, diye cevap verdi.
- Doğru söyledin. Kim ateşten yaratıldı, kim ateşten korundu ve kim ateş ile helâk oldu?" diye sordu.
-İblîs ateşten yaratıldı. İbrâhim aleyhisselâm ateşten korundu. Ebû Cehil ateş ile helâk oldu, dedi.
-Taştan kim yaratıldı, taş içinde kim korundu ve taş ile kim helâk oldu? dedi.
-Sâlih peygamberin devesi taştan yaratıldı. Eshâb-ı Kehf taş içinde korundu ve Ebrehe ve ordusu taş ile helâk edildi, cevâbını verdi.
- Doğru söyledin. Âlimler, Cennet'te dört nehir vardır, biri baldan, biri sütten, biri sudan, biri de şaraptandır. Ayrı ayrı olan bu dört nehir aynı kaynaktan akıyormuş, diyorlar. Bunun dünyâda bir örneği var mıdır? diye sordu.
-Doğru söyledin. Cennet ehli yer içer fakat abdest bozmaz, su dökmez. Bunun dünyâda bir benzeri var mıdır? diye sorunca;
- Doğru söyledin. Cennet'te Tûbâ ağacı vardır. Cennet'te hiç bir saray, hiç bir köşk yoktur ki, bu ağacın dalına dokunmasın. Bunun dünyâda bir örneği var mıdır?" diye sordu.
Râhip;
-Doğru söyledin. Şimdi şunları cevaplandır: Bir ağaç vardır, on iki dalı bulunmakta, her dalında otuz yaprak ve her yaprakta beş çiçek yer almakta, bunlardan ikisi güneşe, üçü karanlığa bakmaktadır. Bu ağaç nedir?" deyince:
-Bana şu kimseden haber ver. Hacca gitmiş, tavâf yapmış ve o makâmlarda bulunmuştur. Fakat onun ne rûhu vardır ne de hac kendisine vâcibdir?"
-Nûh peygamberin gemisidir." dedikten sonra, râhibe; "Ey râhip! Birçok sorular sordun. Biz onları cevaplandırmaya çalıştık. Müsâde ederseniz benim de sorularım var. Fakat ben bir sorudan başka sormayacağım. O da şudur:
"Lâ İlâhe İllallah Muhammedün Resûlullahdır."
deyip müslüman oldu. Diğer râhipler de hep bir ağızdan Kelime-i şehâdeti getirip müslüman oldular. Bayezid-i Bistami de onların yanında bir süre kalıp İslâmiyeti öğretti. Böylece onun buraya gitmesinin hikmeti anlasildi.
Fuat Türker
Yaz tatili geldi. Pek çok kişi izne ayrılacak, tatil yapacak. Tatile gidenlere hatırlatırım; melekler tatil yapmıyor!..
Sağ omzumuzda sevap meleği, sol omzumuzda günah meleği durmadan, saniye saniye attığımız adımları yazıyor.
Tatil için lüks yerlere gezmeye gidenler etraflarına bakabilir; en güzel yerlerde en büyük günahlar işleniyor. Bu nankörlüktür. Yani demek istiyorlar ki:
"Allah'ım sen böyle güzel yerler yaratmışsın. Ben de işlediğim günahlarla buraları çirkinleştiriyorum!"
Güzel yerlere gidenler dönünce anlatır, "Öyle bir yere gittik ki, cennet gibi..."
Peki, ben de sana soruyorum; o cennette ne yaptın?
Cennette cehenneme hazırlık mı yaptın?
Beş yıldızlı bir otel... Yiyecekler, içecekler, konforlu odalar, her şey tertemiz... İsteyen yüzüyor, isteyen yatıyor, isteyen deniz kıyafetiyle geziyor... "Cennet gibi yerde" günah deryası içinde kalınıyor.
Böyle söyleyince bazıları itiraz ediyor. Gezmeyelim mi? Görmeyelim mi? Allah'ın nimetlerinden istifade etmeyelim mi?
Allah her şeyi insanlar için yaratmış. Bu yarattıklarından elbette ki en çok Müslümanlar istifade etmelidir.
Amma Müslüman'ca!..
Mesela ben şu anda basit ve sade bir köy evindeyim. Ağaçlar, çiçekler, tertemiz bir hava... Bu basit köy evinin balkonu...
Helal daire keyfe kâfidir. Burada oturmayıp sahilde plaja gitsem, sol taraftaki melek başlayacak yazmaya:
"Helal daireden haram daireye geçti."
Adam diyor ki:
"Bahçeden bana ne, denize girmek istiyorum!" Araban varsa biner, ıssız bir yere gider denize girersin.
"Efendim, muhafazakâr oteldeyiz. Hanımlara ayrı havuz, erkeklere ayrı deniz..."
Şuurlu muyuz, haramdan korkuyor muyuz? Öyleyse ilmihalde hanımlar hanımların arasında, erkekler erkeklerin arasında nasıl giyinmeli, bahsi yeniden okunabilir.
Velhasılı...
Uçağa binmek zevkli, gökte uçmak güzel, meşrubat ve yemekler şahane. Buraya kadar iyi...
Fakat nereye gidiyoruz? Önemli olan bu...
Ben dünyayı dolaşmış bir insanım. Yabancı ülkelerin imtihanı da ağır diye düşünürdüm. Şimdi Türkiye'de pek çok yerde insan kendini yabancı ülkede gibi hissediyor.
Hem tatil deyince aklımıza niye lüks oteller geliyor? Mesela bu tatilde imkânı olan Kudüs'e gidebilir. Keşke hasta olmasam da ben de gidebilsem o mübarek yerlere. Üç gün, beş gün, bir hafta kalıp gezebilsem. Mescid-i Aksa'yı ziyaret edebilsem...
Tatilde üzerimizde nefsin hâkimiyeti olmamalı... Tebdil-i mekânda ferahlık vardır amma helal dairede olursa... Yoksa sonunda ferahlık değil, maddi-manevi karanlık vardır...
Hekimoğlu İsmail
Suurlu musluman olmak lazim... Dilde degil, yurekte ve amelde yasamak lazim...
Beraat duasi ve namazi... Kandiliniz mubarek olsun...
Posted by Tespih Taneleri... in Hikmet Damlalari
Ebu Hüreyre Radıyallahu And’dan rivayet edildiğine göre: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimiz şöyle buyurmuştur:
—“Şaban ayının on beşinci gecesinin ilk vaktinde Cebrail (a.s) bana geldi; şöyle dedi:
—“Ya Muhammed, başını semaya kaldır. Sordum.
—“Bu gece nasıl bir gecedir? Şöyle anlattı:
—“Bu gece, Allah-u Teala, rahmet kapılarından üç yüz tanesini açar. Kendisine şirk koşmayanların hemen herkesi bağışlar. Meğer ki, bağışlayacağı kimseler büyücü, kahin,devamlı şarap içen, faizciliğe ve zinaya devam eden kimselerden olsun. Bu kimseler tövbe edinceye kadar, Allah-u Teala onları bağışlamaz.
Gecenin dörtte biri geçtikten sonra, Cebrail yine geldi ve şöyle dedi:
"Ya Muhammed başını kaldır. Bir de baktım ki, cennet kapıları açılmış.
Cennetin birinci kapısında dahi bir melek durmuş şöyle sesleniyor:
"Ne mutlu bu gece rüku edenlere".
İkinci kapıdan dahi bir melek durmuş şöyle sesleniyordu:
"Bu gece secde edenlere ne mutlu".
Üçüncü kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu:
"Bu gece dua edenlere ne mutlu."
Dördüncü kapıda duran melek dahi şöyle sesleniyordu:
"Bu gece, Allah'ı zikredenlere ne mutlu".
Beşinci kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu:
"Bu gece Allah korkusundan ağlayan kimselere ne mutlu."
Altıncı kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu:
"Bu gece Müslümanlara ne mutlu.
"Yedinci kapıda da bir melek durmuş şöyle sesleniyordu:
"Günahının bağışlanmasını dileyen yok mu ki, günahları bağışlansın.
Bunları gördükten sonra, Cebrail'e sordum:
"Bu kapılar ne zamana kadar açık kalacak?
Şöyle dedi: "Ya Muhammed, Allah-u Teala, bu gece, Kelp kabilesinin koyunlarının tüyleri sayısı kadar kimseyi cehennemden azat eder."
Beraat Duası Ne Namazi
“Bismillahirrahmanirrahim
Allahümme ya zel menni ve la yemunnu aleyhi. Ya zel celali vel ikram. Ya zet tavli vel inam. La ilahe illa ente zahrellacine ve carel müstecirine ve emanel haifin. Allahümme in künte ketebteni ındeke fi ümmil kitabi şekıyyen ev mahrumen ev matruden ev mugatteran aleyye firrızgı femhullahümme bi fadlıke şegaveti ve hırmani ve tardi ve ıgtara rızgı ve esbitni ındeke fi ümmil kitabi seıden ve merzukan ve muvaffagan lil hayrati feinneke gulte ve gavluke’l haggu fi kitabike’l münzeli ala lisani nebiyyike’l mürsel. Yemhullahu ma yeşau ve yüsbitü ve ındehu ümmü’l kitab. İlahi bi’tecelliyyil azami fi leyletin’nısfi min şa’bane’l mükerremi’lleti (fiha yüfragu küllü emrin hâkim)ve yübremü en tekşife anna minel bela i ma na’lemu ve ma la na’lemu ve ma ente bihi a’lemu inneke ente’l eazzul Ekrem. Ve sallalalhu ala seyyidina muhammedin ve ala alihi ve ashabihi ve evladihi ve ezvacihi ve sellem.”
Beraat Gecesi’nde Akşam namazından sonra,3 tane Yasin-i Şerif okunacaktır. Her Yasin okunduktan sonra,1 kere yukarıdaki Berat duası okunacaktır.
1.okuyuşta Cenab-ı Hak’tan hayırlı ve uzun ömür talep; kaza ve beladan emin olmak niyetiyle,
2. okuyuşta, bol ve helal rızık temenni niyetiyle,
3. de, son nefesinde hüsn-i hatime yani iman ile göçmek niyetiyle, okunacaktır.
Beraat Gecesi’nde en az 12 rekât en fazla 100 rekât “Hayr Namaz’ı” kılınır. Her 2 rekâtta bir selam verilir. Her rekâtta, Fatiha’dan sonra en az 10 kere İhlâs Suresi okunur.
Her rekâtta 100 İhlâs- Şerif okumak suretiyle 10 rekâtta kılınabilir.
Namazdan sonra:
14 kere İstiğfar
14 kere Salâvatı şerife
14 kere (besmeleyle) Fatiha Suresi
14 kere (besmeleyle) Ayetel Kürsi
14 kere (besmeleyle) Tevbe suresinin son iki ayeti Kur’an-ı Kerim, Sayfa: 208
14 kere [Yasin, Yasin] dedikten sonra 1 Yasin Suresi (Yasin-i Şerif’de 7 zahiri,7 batıni MÜBİN vardır. Böylece o da 14 olur.)
14 kere (besmeleyle) İhlas Suresi
14 kere (besmeleyle) Felak Suresi
14 kere (besmeleyle) Nas Suresi
14 kere Subhanallahi velhamdü lillahi ve la ilahe illalahu vallahu ekber.Vela havle vela kuvvete illa billahi’l –aliyyi’l-aziym
14 kere Salavatı Şerife (Salatı Münciye okumak efdaldir) okunur. Bunlardan sonra dua yapılır.
Kaynaklar: “İslam İlmihali “M. Asım Köksal
“Mübarek Gün ve Gecelerde Yapılması Tavsiye Edilen Dua ve İbadetler”
“ Dualar ve Zikirler” Mahmud Sami Ramazanoğlu
Geçen hafta bir tunik almak için tesettür mağazalarından birine girdim. İşin doğrusu başörtülü arkadaşlarımın giydiği tunikleri çok beğendiğim için en iyisi tesettür mağazalarına bakayım dedim.Tesettür markalarından en ünlü olann mağazasına girdim önce.
Gayet şık giyinmiş tesettürlü satış danışmanları oldukça kibardı. Diğer mağazarlardaki satış danışmanları ile karşılaştırınca, insanın kendini rahat hissedeceği güleryüzlülükle karşılıyorlar insanı.
Ben de meramımı tabi ki kibar bir dille anlattım. Satış danışmanı hanımefendi beni tuniklerin olduğu bölüme götürdü. Oldukça şıktı tunikler. Tabi fiyatlarına bakmadım. Denedim bir tanesini ve beğendikten sonra fiyatına bakmak geldi aklıma.
Ve ne olduysa ondan sonra oldu.
O da ne? Sıradan bir kumaşa sahip ve hiç el işçiliği de olmayan bir tunik tam 180 liraydı.
Tabi ki çok şaşırdım. Diğer kıyafetlere de bir bakayım derken gördüğüm fiyatlar beni ciddi anlamda şoka uğrattı. Kendimi bir an Amerika’nın en ünlü ve sırf marka ürün satan mağazalarından birinde hissettim.
Zira; sıradan bir etek 170, sıradan bir bluz 90, sıradan bir elbise 200, sıradan bir tunik 180 lira civarında idi.Ve tam da o sırada mağazada yanımdan geçen iki tane başörtülü kızın konuşmasına şahit oldum. Kızlar "Örtülü olmayan biri 50 liraya giyinirken biz 200 liraya giyiniyoruz" diye sitem ediyorlardı.
İşin ilginç yanı bu mağazalara talep oldukça fazla. Başörtülü arkadaşlarımdan biri ile bu konuyu konuştuğumda “Maalesef Meryemciğim, mağazada yakınan kızlar çok haklı. İnancımıza binaen giydiğimiz kıyafetlerde bile, tüccarların tezgahına denk geliyoruz.
Biz, başörtülü olmayan hemcinslerimize göre oldukça pahalı giyiniyoruz. Maddi olanaklara sahip insanlar bu mağazalardan giyinebiliyor ama olmayanlar çarşı-pazar ne bulurlarsa alternatif çözüm üretiyorlar kendilerine” dedi.
Konuyu biraz daha araştırınca daha ilginç şeyler de duydum. Mesela muhafazakarların tercih ettiği tatil köyü ve oteller de, tesettür mağazaları gibi “tekel” olmanın verdiği özgüvenle(!) fiyatlarını çok yüksek tutuyormuş.Aslında piyasa, bu konuda uyanmış.
Tesettür mağazalarındaki koleksiyonların şehirlileşemeyen çizgilerinden ve fiyatlarından yakınmalar arttıkça daha önce kreasyonlarında tesettüre yer vermeyen bir çok marka da tesettürlü müşterileri için koleksiyonlar hazırlamaya başlamış.Daha önce tesettürü tekeline alan mağazalara macbur olan insanlar da şimdi diğer mağazalardaki tesettüre uygun ve uygun fiyatlı kıyafetleri tercih etmeye başlamış.
Bunun yanısıra ünlü tesettür markalarının yıllardır, janjanlı, arabesk, frapan giysilerle sözde tesettürün sadeliğine “canlılık” katan çizgileri de başörtülüleri epey bunaltmış durumda. Birçoklarının çizgilerinin zaten tesettüre çok da uygun olmadığını söyleyenler de var.
Bu mağazaların yöneticilerinden birinin konuştuğu gazeteye, büyük marka oldukları ve defileler tertipledikleri için fiyatlarına marka değerini de eklediklerini söylediğini anımsadım.
Açıkçası bu mağazalara sormak lazım: Kumaşın ve el işçiliğinin pahalılığı anlaşılır ama ama sıradan bir buluzu bile sırf marka diye bir tesettür mağazası nasıl bu denli yüksek fiyata satabilir?
İnançları doğrultusunda giyinmek isteyen insanların, tesettür markalarınca resmen soyulması, büyük bir sömürü bence…
Meryem Gayberi
HAKKIMDA
- Tespih Taneleri...
- O'nun (CC) adı ile dokunmalı Kelam'a, kaleme. Bunun için 'Bismillah' diye başlarız söze. Rahman'dan hepimize, Rahim'den yalnız bize gelenle yazarız. O'nun lütfu keremiyle, yalnız O'nu razı etmek üzere yazarız. Ruhumuz ve bedenimizle çeker Besmele'yi, dalarız özlere...
İLETİŞİM ADRESİ
Sevgili Dostlarim
Son Yorumlar
Facebook Grubum
Kategorilerim
- Hayatin icinden...
- Hikmet Damlalari
- Hazine-i ilim
- Icimden Geldigi Gibi...
- Siirler
- yasanmis hatiralar
- Ruha dokunanlar
- Tane Tane Istanbul
- Pasta ve Börek Tariflerim
- Duyurular
- Yemek Tariflerim
- Kitap Tavsiyeleri
- Allah dostlari
- Tebessum Ettirenler
- Ezgi ve İlahiler
- Mimlerim ve Ödüllerim
- Hayatın içinden
- Hayatın içinden...
- Tane tane İstanbul