Kur'an'la Yaşamak ve O'nu Hazmetmek  

Posted by Tespih Taneleri... in

                      



Meymun b. Mihran'ın hizmetçisi olan kadın, bir gün sofraya sıcak bir çorba getirir. Misafirlerin de hazır olduğu sofrada ayağı kayar ve çorba Meymun'un üzerine dökülür. Kızgınlık içerisindeki efendisine, kadın şöyle der:

"Efendim, lütfen Yüce Allah'ın şu ayetini uygula: "O takva sahipleri, öfkelerini yutanlardır.." (3/134)

Adam, tamam öfkemi yuttum, der. Kadın, efendim devamındaki "insanların kusurlarını affederler" kısmı ile de amel et, der.

Adam, tamam seni affettim, der. Kadın, iyi ama Yüce Allah, ayetin sonunda "Allah, iyilik ihsan sahiplerini sever" buyuruyor, deyince Meymun şöyle cevap verir:

"Tamam sana ihsan ediyorum ve Allah için sen özgürsün!"


Gecenlerde kitaplarimi karistirirken Kurtubi tefsirinden alinmis bu yaziyi gorunce yuzumde uzun suren bir tebessum belirdi. Bu konuda muzdarip bir arkadasim geldi hemen aklima...Kendisi ofkesine fazla hakim olamayan, cogu zamanda bu yuzden de hep pisman ettiren hatalar yapan, lakin ozunde cok iyi olan biridir...
Bunu hemen kendisine ya da en guzeli esine okutmam lazim.:)) Bence cok guzel ve bilincli bir savunma olmus...Keske herkeste bu kadar Kur'an bilgisi olsaydi... Allah'in ayetleri her kapiyi acar... Her yasanan olaya Kur'ani Kerim'in bir cevabi vardir... Yeter ki bu bilince sahip olmayi bilelim... Bu cok zor degil, insan hergun sadece bir ayet meali ve bir hadis ogrense ki bu sadece bes dakika alir... Lutfen bu kadarcik da olsa ilim ogrenmeye zaman ayirin... Boylece herkese verecek bir ayet cevabiniz olur...:)

Kalp Kapısının Tokmağa ihtiyacı Yoktur  

Posted by Tespih Taneleri... in




           Duydum ki kapıma gelmiş, tokmak olmadığı için kapıya vurmadan geri dönmüşsün.


                Bilmez misin, kalp kapısının tokmağa ihtiyacı yoktur; o ancak içeriden açılır...


                                                                           Mevlana

Hayatı Sadeleştirelim  

Posted by Tespih Taneleri... in


Merhaba arkadaslar, gecen gunlerde abone oldugum bir siteden gelen bu yaziyi sizinle paylasmak istiyorum. Boyle yazilar sanki kendine getiriyor insani...Belki yalnis belki dogru her gun ayni seyleri farkinda olmadan yapabiliyoruz...Alismisiz cunku, lakin ara sira da olsa basimizi kaldirip once kendimize, sonrada etrafimiza bakip hayatimiza soyle bir ceki duzen vermemiz gerekmez mi?

Sürekli, bir koşuşturmaca içinde yaşıyoruz şu hayatı, sürekli yetişmemiz gereken bir yer, yetiştirmemiz gereken bir iş, yetmemiz gereken birileri arasında bir kaosa dönüşüyor hayatımız.
Tüm bunlar yetmezmiş gibi üstüne bir de kendi kendimize karmaşıklaştırıyoruz onu. Basit yaşamayı beceremiyoruz bir türlü. İş yerimizde ki masamızı işgal eden gerekli gereksiz evrak kirliliği, son teknoloji cep telefonu, laptop, son moda kıyafetlerle dolup taşan dolaplar, sayısını ancak öderken hatırlayabildiğimiz kredi kartları, daha iyi araba, daha büyük ev… İlişkilerimizi bile sade yaşayamıyor olduk. 2 kişi yetmiyor artık bir sevgi yaşamaya hep bir 3. yü dahil etmeye çalışıyoruz. Ne kazandığımız parayla tatmin oluyoruz ne de o paranın satın alabildikleriyle…

Bu karmaşa içinde her şeye yetişmeye çalışırken veya bir şeyleri yakalamaya en çokta kendimizden vazgeçiyoruz. Sağlığımızdan oluyoruz, terapistler arası mekik dokuyup stresimizden kurtulmaya çalışıyoruz. Yani önce kendimize hayatı zehir ediyoruz, sonrada ruhumuzu beslemek adına namaz yerine yoga, meditasyon yapıyoruz.

Gün geçtikçe bu kadar sadelikten uzaklaşıyor olmamızın asıl sebebi nedir acaba? Elimizdeki imkanlar çoğaldıkça doyumsuzlaşıyor muyuz? Yoksa ruhumuzu açlığa mahkum edip hep fiziksel doyum arayışımız mı bu tatminsizliğin asıl sebebi? Ne zamandan beri bir sevgi yetmiyor bize? Ne zaman unuttuk azın aslında daha çok olduğunu ve hayatta her güzel şeyin paylaşarak arttığını?

Sade yaşayalım hayatı, sanki günün birinde ceketimizi alıp gidebilecek, geride bıraktığımız, özleyecek hiçbir şey olmayacak kadar sade yaşayalım. Bağlanmayalım hiç bir şeye körü körüne, bağlılıklarımızın ve sahip olduklarımızın esiri olmayalım. Bağlandığımız fani, bağlandığımız biten, bağlandığımız geçici olmamalı…

Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî'den Hikmet Damlalari (insanlar dort kisimdir.)  

Posted by Tespih Taneleri... in



Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri buyurdu ki: “İnsanlar dört kısımdır:

1- Dili ve kalbi olmayan.

Kötü dille ve kötü kalbli insanlardır. Bunlar, günahkâr, dünyâya aldanmış ve ahmak kimsedir. Böyle kimselerden olmaktan ve onlar arasında bulunmaktan sakınmalıdır. Çünkü onlar, azâba uğrayacak kimselerdir.

2- Dili olup, kalbi olmayan kimse.

Bu; güzel, hikmetli konuşur, fakat onunla amel etmez. Sâdece insanları Allahü teâlânın emirlerine da’vet eder. Kendisi ise bunları yapmaktan kaçar. Tatlı ve hoş konuşmalarıyla seni aldatmamaları için onlardan uzak dur. Yoksa onların günahlarının ateşi seni de yakar; kalblerinin pis kokusu ise seni öldürür.

3- Kalbi olup dili olmayan kimse.

Bu öyle bir mü’mindir ki, Allahü teâlâ onu mahlûkundan gizlemiştir. Ona nefsinin ayıplarını göstermiş, kalbini nûrlandırmış, insanlarla lüzumundan fazla görüşmenin sıkıntılarını, lüzumsuz konuşmanın kötülüğünü ona göstermiştir. Bu, Allahü teâlânın velî kulu olup, Allahü teâlâ onu muhafaza buyurur. Böyle bir kimse ile beraber ol. Onun hizmetinde bulun. Böyle yaparsan, Allahü teâlâ seni sever.

4- Âlimdir.

İlmi ile amel eder. Bu kimse, Allahü teâlâyı ve âyetlerini, azamet ve kibriyâsına delâlet eden delîlleri bilir. Allahü teâlâ onun kalbine, herkesin bilmediği ince ve derin ilimleri koymuştur. Onun kalbini böyle ilimlere açık kılmıştır. Böyle bir zâta muhalefet etmekten ve ona sırt çevirip ondan uzaklaşmaktan çok sakın. Onun nasihatlerini terk etmekten çok kork. Sonra bil ki, zühdün aslı, her türlü haramlardan sakınmaktır. Zîrâ vera’ı olmayanın yani şüphelilerden sakınmayanın zühdü doğru olmaz.”

Mevlana'dan...  

Posted by Tespih Taneleri... in

               



                                                              Yaşamak direnmektir.
          
                                                               Sevmek güvenmektir.

       Şunu unutma, İnsan çoğu zaman dünyanın hakimi, bazen de küçük bir kalbin esiridir.



                                                                                                                                  Mevlana

BELALARIN 1. KAT SEMAYA İNDİĞİ AY "SAFER AYI"  

Posted by Tespih Taneleri... in






Allah'in Selami Rahmeti ve Bereketi hepimizin uzerine olsun arkadaslar...Aslinda Sali gecesi girdigimiz Safer ayi hakkinda ki bu onemli bilgileri sizinle daha once paylasmam gerekirdi ancak nasip olmadi...Herseyde bir hayir vardir diyelim ve insallah bu gunden sonra istifade edelim...Dualarinizda beni de unutmayin olur mu?(Efendimiz SAV bu ayda ölüm hastalığına tutulmuştur)

Safer ayında Levhi Mahfuz'dan birinci kat semaya 320.000 bela inmektedir. Bu belalar ve kazalar sene içine yayılmaktadır. Bir dahaki safer ayına kadar bu 320.000 beladan birinin size isabet etmesinden korunmak isterseniz, aşağıda tarif edilen namazları kılınız, tesbihatları yapınız. Aile efradınıza ve çevrenize de tavsiye ediniz.
Bu namazları kılanların, bir dahaki sene aynı güne kadar (üzerine kat'i yazılmış yani ALLAH'ın Teâlâ'nın C.C., senin üzerinde gerçekleşmesine kesin hüküm verdiği kazalar müstesna) kazalardan korunacağı rivayeti vardir.
Safer ayının ilk ve son çarşamba gününün gecesinde, yani salı gecesi kılınacak namazdır;

(İSLÂM'da gece günden önce gelir. Yani Cuma günü, Perşembe Günü akşam ezanı okunduğunda giriyor)

1 Rekât : Fatiha'dan Sonra ; 17 Kevser Sûresi

2 Rekât : Fatiha'dan Sonda; 5 İhlâs Sûresi

3 Rekât : Fatiha'dan Sonra ; 1 Felâk Sûresi

4 Rekât : Fatiha'dan Sonra ; 1 Nâs Sûresi

Safer ayının ilk ve son çarşamba günü, öğlen ve ikindi namazı arasında kılınacak namazdır;

1 Rekât : Fatiha'dan Sonra ; 11 İhlâs Sûresi

2 Rekât : Fatiha'dan Sonda; 11 İhlâs Sûresi

Bu namazdan sonra 100 kere "Yâ dâfia'l-belâyâ, idfâ anna'l-belâyâ, fallâhü hayrun hâfizan ve hüve Erhâmü'r-Râhimin, inneke alâ külli şey'in kadir" okunmalı ve dua edilmelidir.

Yine Korunmak için;

Ayet-el Kûrsi:

Evden çıkarken ve eve girerken Ayet-el Kûrsi okunmalıdır: Evden çıkarken okuyan her işinde muvaffak olur ve hayırlı işleri başarır. Evine gelince okursan iki Ayet-el Kûrsi arasındaki işlerin hayırlı olur ve fakirliğin önlenir. Bir kimse evinden çıkarken Ayet-el Kûrsi'yi okursa, Hakk Teâlâ yetmiş Meleğe emreder, o kimse evine gelinceye kadar ona dua ile istiğfar ederler.
Evden çıkarken üç kere:

"BİSMİLLAHİ HASBİYALLAHİ LAİLAHE İLLA HÛ ALEYHİ TEVEKKELTÜ VE HÜVE RABBİL ARŞİL AZİYM" söylenmelidir. Cocuklariniza her evden ciktiklarinda soyletirseniz cabucak ezberlediklerini goreceksiniz...
Safer ayında her gün mutlaka 100 kere:
"LA HÂVLE VELÂ KUVVETE İLLA BİLLAHİL ALİYYİL AZİYM" denilmelidir. Günde 100 kere söyleyenden, en hafifi fakirlik olmak üzere 70 çeşit bela, musibet kaldırılır.

Ayrıca yine safer ayında (ve her zaman) her gün mutlaka günde 100 kere salâvat getirmek lazımdır. salâvat çok bela ve musibetleri çevirir, dünya ve Ahirette kurtuluşuna sebep olur. En EFDÂL Salâvat'ı Şerife: "ELLAHÜMME sâlli âla seyyidina Muhammedin  ve âla âlihi ve sahbihi efdâle salevatike ve adade me'lumatike ve bârik ve sellim"

ALLAH'u Teâlâ'yı devamlı zikretmek lazımdır. Zira ALLAH'u Teâlâ'yı zikretmek en büyük ibadettir, belaları musibetleri çevirir. En efdal zikir "LA İLAHE İLLALLAH" dır.

Enes bin Mâlik'e RA Peygamberimizin SAV öğrettiği çok tesirli bir dua:

Bu duayı sabah (mümkünse güneş doğmadan) 3 kere ve akşam güneş battıktan hemen sonra okuyan, korkmaya tek layık olan yalnız ALLAH'tan C.C. korksun . Başta zalim devlet başkanı , şeytan, cin ve insanların şerrinden, büyü ve efsunlardan hiçbiri ALLAH'ın C.C. izniyle hiçbir şekilde zarar veremez. Hz Osman'dan RA bildirildiğine göre ani belalardanda korunur. Ayrıca Zehir verilse tesir etmez ALLAH'ın izniyle(hergün okumak lazımdır):

"Bismillahillezi Lâ Yedurrü meâs mihi şey-ün fil-erdi ve lâ fissemai ve hüves semiül âliym"

Anlamadiginiz Sozlerin Aleyhinde Olmayin !  

Posted by Tespih Taneleri... in

Merhaba arkadaslar her zaman ki gibi , cok hosuma giden bu yaziyi sizlerle paylasmak istedim...Lutfen hakkinda biraz tefekkur ederim...Gunumuzde yasanan bir cok vakaya ve soylenen soze cevap niteliginde oldugunu goreceksiniz...Ne varsa eskilerde var iste...

- Bilindiği üzere Hazreti Mevlânâ'yı anlaşılması güç derin sözleriyle etkisi altına alan Şems-i Tebrizi'den talebeleri ve halk şikâyetçi olmuş, Şems-i Tebrizi'den rahatsızlık duymaya dahi başlamışlardı. İşte böyle bir devrede Mevlânâ talebeleriyle birlikte giderken, yol kenarında önündeki kemiği yiyerek yavrularını emziren bir köpek görünce durdu. Talebelerine dönerek:

-Biliyor musunuz, dedi, içinde bulunduğumuz hali şu gördüğümüz tablo ne güzel izah ediyor. Şöyle devam etti:

-Bu yavrular dedi, şu koca kemiği yemeye kalksalar inci gibi dişleri çıtır çıtır kırılır, helak olurlar. Ancak anne güçlü dişleriyle o kocaman kemiği rahatça kırıp un ufak ederek yiyip süte çeviriyor ve yavrularına faydalı bir gıda olarak sunuyor.. İşte dedi Şems'in sözleri de bana o kemik gibidir. O sözleri ancak ben hazmederim, sizleri o sözlerle ben beslerim. O halde siz Şems'in kemik gibi sözlerine değil, benim süt gibi yorumlarıma kulak verin, o sözleri benden dinleyin! Anlamadığınız sözlerin aleyhinde olmayın.

Ozdemir Asaf'tan !  

Posted by Tespih Taneleri... in



       İnsanın büyüdükçe mi artıyor dertleri?

                                              Yoksa insan büyüdükçe mi anlıyor gerçekleri.?


                                                                                                  Özdemir Asaf

Eğilmeyi Reddedip Kırılmayı Seçenler  

Posted by Tespih Taneleri... in

Bir gün yağmuru seyrediyordum. Bir yaz yağmuruydu ve aniden hızlı bir şekilde başladı. Bahçedeki bütün bitkilerin yana doğru eğildiklerini fark ettim. Önce yağmurdan kırıldıkların zannettim. Fakat kırılmamış, eğilmişlerdi. Yağmur bittiğinde yeniden doğruldular, daha diri ve güzel görünüyorlardı. Yağmur onları hem yıkamış hem de beslemişti. Kırılacakları yağmurdan “eğilerek kurtulmayı” başarmışlardı. Aynen bunun gibi, hayat olayları içinde egolarımızı dik tutacağız diye direnmesek, gerektiğinde eğilsek, o zaman olayların getirdiği mesajları okuyarak daha anlamlı ilişkiler kurabileceğiz.

İnsanın insanla geçinmesi kırmadan kırılmadan beraberce yürüyebilmesi her zaman kolay olmaz. Hele bugünün insanı gururundan “burnu düşse almayacak” kadar müstağni bir duruş içinde. Evlilikler de, ilişkiler de çoğu kere bu gurur yüzünden yara alıyor, bir daha da toparlanamıyor. İnsanlar, karşısındakileri anlamak için birazcık eğilmeyi göze alamıyorlar belki, ama sonrasında kırılmayı ve dağılmayı kendilerine reva görüyorlar. İnsan olarak hiçbirimiz, bir diğerimize benzemiyoruz. Her insan biricik. Sevdiği şeyler farklı, sevmedikleri farklı… Aynı salonda oturup aynı televizyonu izlerken, birinin istediği dizi, diğerinin haber bülteni ise hangisi eğilecek? Pazar gününü birisi evde dinlenerek, diğeri market alışverişi için dışarı çıkarak geçirmek istiyorsa, ne olacak? Çocuk büyütme konusunda birisi özgür bırakmayı, diğeri geleneksel yöntemleri uygulamayı istiyorsa, kimin isteği üzerine çocuk yetiştirilecek? Kimse eğilmek istemiyor. Güçlü olanın kazandığı, kazanana kadar da diğerini acıttığı bir ilişkiler ağında boşanma oranlarının her geçen gün tırmandığını biliyoruz. Kırık kalplerin arttığına şahit oluyoruz. Kinlerin ve öfkelerin büyümesini seyrediyoruz. Birbirine dayanmayan ve boşanmanın kendilerini hafifleteceğini umanlar, çok geçmeden hayatın zorlukları karşısında her geçen gün ağırlaşan yüklerin altına girmiyorlar mı?

Zor bir problemin çözüm yolunu bulmak yerine dediğim dedik diye direnmek sonrasında dağılmayı getiriyor. Yemeği dört dörtlük olmadığı için, beyaz gömleği istediği kadar beyaz olmadığı, kuru fasulye-pilav annesinin pişirdiği gibi olmadığı için eşini hayatından bezdirenler… Sonrasında ucuz lokantalarda çorba içerken bulmuyorlar mı kendilerini? Gri gömleklerle “Bir-iki gün daha nasıl idare ederiz”in hesaplarını yapmayacaklar mı? Romantizmden nasibi olmadığı için oduna benzeterek her gün değersizlik duygusu yükledikleri eşleri hayatlarından çıktığında, hayatın ağırlığı karşısında dramatik filmlere gözyaşı döker olmayacaklar mı? Evlilik kadar, boşanmak da gerektiğinde ve kaçınılmaz olduğunda yapılacak en doğru şeydir. Ama burada söylemeye çalıştığım, kendi egolarımızdan kaynaklanan sorunlara çözüm bulmak yerine, karşımızdakini suçlayarak evliliği bitirmenin ne denli yanlış olduğu. Gururumuzdan dolayı eğilmeyi seçmeyip uzlaşmadan kaçarak, sonrasında hayat karşısında kırılmanın hedefi olmak… Hem de kolektif bir kırılmanın… Çünkü görünürde iki kişi boşansa da arka planda bir sistem boydan boya ayrılır. Bir daha hiçbir şey eskisi gibi olamayacaktır.

Hayat bazen eğilmeyi getiriyorsa, önümüze yapılacak en doğru davranış o an için eğilmektir. Diğerinin istediği meşru bir şeye evet demek, bize de çok şey öğreten bir duruma dönüşebilir çoğunlukla. Neden kendimizi böyle bir fırsattan da mahrum edelim ki? Orta yolu bulmak, sanıldığı kadar zor değildir aslında.Bazen geri çekilmek gerekli ise geri çekilmek cesaretin ta kendisidir. Yeter ki samimiyetle iki kişilik bir mutluluğa yüreklerimizi açalım.

Zaman zaman gururumuza inat kırılmadık biraz eğildik diyebilenlerden olabilmek dileğiyle…

CENNET HANIMLARININ ABLALARI KİMLER?  

Posted by Tespih Taneleri... in

                                 


Çeşitli hadislerden öğrendiğimize göre: Cennet hanımları dörttürler. Bunlar da:

Firavunun hanımı Asiye, İsa aleyhisselamın annesi Meryem, Efendimiz (sav)’in hanımı Hatice ile kızı Fatıma validelerimizdir. Şurasını unutmamak gerektir ki, Allah (cc) kimseye rastgele lütufta bulunmaz, sebepsiz ikramlar ihsan eylemez. Bir İlahi lütuf ve ikram var mı, mutlaka yapılan kıymetli hizmetler, gösterilen yüce fedakârlık ve sabırlar var ki Rabbimiz onun zerresini zayi etmeksizin sahibinin lehine değerlendirmiş, karşılığını vermiştir. Şimdi düşünelim. Cennet hanımlarının ablaları makamına çıkanların fedakârlık ve sabırlarını. Hangi fazilet ve tahammülleri yüzünden yücelmişlerdir bu eşşiz makama. Bir göz atalım isterseniz.

Asiye validemiz kimin hanımı biliyor musunuz? Firavunun. Firavun gibi zalim ve aynı zamanda Allahlık iddiasında olan haddini bilmez bir adama hanımlık yapmak az sabır mı ister, basit tahammülle mi yürütülür bu aile hayatı?

İkincisi: Meryem validemiz.

Rabbimiz ana babasız Âdem’i yarattığı gibi, babasız olarak da insan yaratabileceğini göstermek için İsa aleyhisselamı babasız olarak dünyaya göndermiştir. Bu mesajı alamayan çevre, Meryem validemizi itham ve iftira fırtınasına boğmuş, Nereden peydahladın bu çocuğu diyecek kadar da ileri gitmiştir. İşte bu zulme sabredip tahammül gösteren Meryem validemiz olmuştur...

Üçüncüsü de Hatice validemiz... O da Efendimiz(A.S.) uğruna, yani beyinin hatırına bütün servetini feda etmekle kalmamış, bu yüzden senelerce açlık çekmiş, ekonomik ablukayı yaşamıştır. Buna rağmen asla müşteki olmayıp sabrı tercih etmiş. Karşılığında da cennet hanımlarının ablalığı söz konusu olmuştur.

Ya Fatıma validemiz? Onun sabrı bütünüyle yokluk üzerineydi. Hayatı boyunca arpa ekmeğine bile karnı doymamış, hep yokluk ve darlık içinde hayat sürmüştür. Hatta bir defasında Efendimiz(A.S.) misafir olduğu bir evde önüne getirilen ikramı gözyaşları içinde yiyememiş de, yemeğinden ayırıp Bunu da Fatıma’ya götürün, o üç gündür, böyle bir yemek ağzına almamıştır demek zorunda kalmıştır. Yine bir defasında da namaza geç kalan Bilal’e Efendimiz (sav), geç kalış sebebini sormuş, Bilal de: Kızınız Fatıma arpa öğütmek üzere el değirmenini döndürüyordu. Öteden çocuğu ağlamaya başladı, ben de değirmeni alıp arpayı öğüttüm. Fatıma çocuk baktı, o yüzden geciktim, demiştir.

Fatımatüz Zehra kitabındaki tespitlerden de anladığımız gibi, Fatıma validemizin hayatı oldukça zorluklar içinde geçmiştir. Hatta evde yenen arpa ekmeğinin ununu el değirmeninde hep kendisi hazırladığı gibi, kuyudan çektiği suyu da omuzunda hep kendi taşımak zorunda kalmakla elinde ve omuzunda yaralar meydana gelmiştir.

Bütün bunlara rağmen Allah Resûlü Efendimiz (sav)’in ikaz ve irşadı şöyle olmuştur:

Kızım sakın maruz kaldığın zorluk ve sıkıntılardan dolayı bir şikayet söz konusu olmasın gönlünde. Sabredersen Rabbim sana da (senden öncekilere olduğu gibi) cennet hanımlarının ablalığını nasip edecektir. Etmiştir de.

Evet, Allah adildir. Hiç kimsenin sabrını, fedakârlık ve tahammülünü karşılıksız bırakmaz. Burada sabredenler orada cennetle müjdelenmekle kalmayacak, sabırlarının derinliği, zorluğu nispetinde de yükselecekler, hatta cennet hanımlarının ablası olma derecesine bile çıkacaklardır.

Related Posts with Thumbnails
Site'de Kaç Kişiyiz