Hayat böyledir.  

Posted by Tespih Taneleri... in




Hayat böyledir.

Çaresizlik ve tehlike anları vardır ki, o zaman çırpınmaya ve haykırmaya gelmez.

Batar insan ve boğulur.

Marifet o anları geçirmektir.

Sonrası gittikçe kolaylaşır.

Kadere teslim olmak lazımdır o anlarda.

Bu acizlik değildir.

Dikkat et sözüme: Bu dünyada ölümden başka hemen her şeyin çaresi vardır.



Peyami Safa














Beyaz Renk Kir Götürmez  

Posted by Tespih Taneleri... in



Ey olgunluk yaşına gelmiş insan!



Ömrün nihâyete doğru yaklaşmakta...



Öyleyse eksiklerini telâfi et, tamamla…



Bak, saçın-sakalın ağardı:



"Beyaz renk kir götürmez!"

 

Kalp aynaya benzer; nefs de nefese... Nefs kalp aynasına soludukça ayna buğulanır.



Günahkârın kalbi, yaşlının güç ve kuvvetten düştüğü için yeterince temizleyemediği aynasına benzer.



Ârifin kalbi ise gelin aynasına benzer. Gelin her gün aynanın karşısında kendine baktığı için aynasını da temizler, parlatır…



Bunun için;



Zâhidlerin gayreti çok amel işlemek;



Âriflerinkisi ise hâli düzeltmek yönündedir!





Atâûllah İskenderî

Bugün ve Her Gün... Şöyle Bir Düşün!..  

Posted by Tespih Taneleri... in

Bugün Şöyle Bir Düşün!..

 

Sevdiklerine ve hatta sevmediklerine,



Ne kadar çok vakit ayırıyorsun?..



Fani dediğin şu dünya için ne kadar çok çalışıyorsun?..



Yarım saat sürecek bir ziyaret için,



On dakika sürecek bir yemek için, mutfakta ne kadar kalıyorsun?..



Nazlıca ağlayan yavrunun sesiyle nasıl fırlarsın yatağından, o soğuk gecede?..



İşverenin ay sonunda vereceği üç kuruş için nasıl kahredersin kendini?..



Sınıfını geçebilmek için, iyi not alabilmek için, nasıl geceni gündüzüne katarsın?..



Eşini, çocuklarını, anneni, babanı, nişanlını memnun etmek için nasıl da çırpınırsın…



Tüm bunlar ve senin de ekleyebileceğin dahaları için yaptıklarının,



SÖYLE, yüzde kaçını Allah için, Habibullah için yaptın bugüne kadar?..



Sen de buluş Sevdiğinle bugün!



At kendini seccadeye, bir tövbe et, dönmemecesine..



O’nun sevmediği her şeye “elveda” de!



Gözyaşların armağan olsun O’na..



Gözyaşların ve zaten O’nun olan yüreğin..

 

Bugün ve Her Gün!

Bir Mum Yakabilirsin...  

Posted by Tespih Taneleri... in

 
 
 

Bir sorunu kabul edersen kaybolur, ve eğer o sorunla bir çatışma yaratırsan,

 SORUN giderek büyür.

O yüzden her şeyi coşkuyla yap.

Her şey bir DUA-YA dönüşsün.

HATA yapmaktan korkma, çünkü hata yapmaktan korkarsan, hiç ilerleyemezsin ve yaşamı
kaçırırsın.

Hata yapmak, hiçbir şey yapmamaktan daha iyidir….

Eğer düşmanından KORKAR ve kapını kilitlersen,

DOSTUNUNDA girmesini engellersin.'

Olumsuzluklar seni rahatsız etmesin.

Bir  MUM  yakabilirsin ve  KARANLIK  kendiliğinden kaybolur.














Ve unutma ki;  

Posted by Tespih Taneleri... in





Yolun bitimine kadar gelmeleri şart değil.



Herkesin gidebileceği bir yol vardır .



Sen yeter ki, kendin kalabilmeyi becer.



Çünkü kendinden başka kimseye mecbur değilsin.



Zorlama kendini,



Bırak yanındakiler seni mutlu ettiği sürece seninle gelsin.



Sen istemediğin sürece, hiçbir şey için ödün vermemelisin..



Çünkü uğruna fedakarlık yaptığın kişi, yarın seni unutabilir.



Ve unutma ki;



“Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguyu paylaşanlar anlaşabilir”.




~Bukowski~

Hak etmeyene sunulmayacak kadar değerlidir sevgi.  

Posted by Tespih Taneleri... in






Umuttan çok kuşku vardır yüreğimde,

hoşgörüden çok öfke vardır,

nedensiz düşmanlık gütmesem de,

olur olmaz şeye sevgi beslemem ben.

Haktan yanayımdır ve de hakikatten.

Bu yüzden sevginin hak edenin hakkı olduğuna inanırım.

Hak etmeyene sunulmayacak kadar değerlidir sevgi.


Mesnevi

Ama ÖĞRENDİM...  

Posted by Tespih Taneleri... in





Verdiğim değeri haketmeyen insanları silmeyi..



Arkama dönüp bakmamayı...



Hiç kimse için kendime saygımı yitirecek bir şey yapmamayı..



Gözyaşlarımın değerini bilmeyi ve onları üç kuruşluk insanlar için harcamamayı...



Ben izin vermeden kimsenin beni üzemeyeceğini..



Kendimin her şeyden önemli olduğunu...



Zor oldu...



Geç oldu....



Ama ÖĞRENDİM...





Can Yücel

Yaşamın Kısalığı Üzerine...  

Posted by Tespih Taneleri... in





Bu kum saati gibi akip giden hayatini  hatirla,

Elinde tutmak isteyipte tutamadigin bir avuc kum gibi,


Kendi kararından dönmediğin zamanları hatırla,

tasarladığın gibi geçen bir avuç günü hatırla,

 kendine sahip çıktığın zamanları hatırla;

 Ne zaman yüz ifaden değişmedi, cesaretin azalmadı; böylesine uzun bir yaşam boyunca neler başardın; kaç kişi, sen ne yitirdiğini fark etmeden yaşamını çaldı senden, önemsiz bir üzüntü, aptalca bir sevinç, içini kemiren bir utku, çıkara dayalı bir ahbaplık sana ne kadar zamana mal oldu; Sana ait olanlardan geriye ne kadar az şey kaldığını hatırla:

 Zamanından önce öldüğünü anlayacaksın!"



Sanki hep yaşayacakmış gibi yaşıyorsunuz, kırılgan olduğunuz aklınızın köşesinden geçmiyor, akıp gitmiş olan onca zamanı hiç dikkate almıyorsunuz; sanki tükenmez kaynaklarınız varmışçasına har vurup harman savuruyorsunuz, oysa belki de falanca adama ya da filanca işe ayırdığınız şu gün son gününüzdür. Bütün korkularınız ölümlülerin duyduğu korkular; ama bütün arzularınız ölümsüzlerin arzuları.




Seneca

Erkeği Yalıtan Kadın  

Posted by Tespih Taneleri... in







Adam marketten pür neşe çıkıp, adımlarını hızlandırıyor, bir an önce evinde olmak için. Aklına gelen bir imge neşesini kaçırıp onu duraksatıyor, ellerindeki poşetler ağırlaştıkça ağırlaşıyor.



Sık sık yaşadığı akşamlardan biri mi olacak tedirginliğiyle içi pır pır ediyor. Biri kız biri oğlan iki çocuğunun kapıda kendini karşılayacaklarının hayali, keyfini yeniden yerine getiriyor.



Kadın poşettekileri teker teker çıkarıp yerlerine yerleştirir yerleştirmez, salonda çocuklarıyla oynayan kocasına sesleniyor: "Bir kere de marketten eksik bir şey almadan çıksan. Bu sefer de maydanoz almayı unutmuşsun," diye çıkışan sesi evin içinde çın çın ötüyor.
Adam, "maydanozlar pek taze olmadığından almadım," diyor ruhundaki yorgunluğu ele veren ses tonuyla. "İstersen gidip alayım," "Gerek yok," diye sinirli sinirli ağzının kenarıyla konuşuyor kadın, hızını alamayıp ekliyor duyulur duyulmaz, "neyimiz tamam ki salatamız tam olsun."



Adamın tüm iştahı kaçıyor, bitip tükenmiş yaşama iştahı gibi. Lokmalar ağzında büyüdükçe büyüyor. Kadının, "maşallah muhabbetine de doyum olmuyor" sözünü ne yapsa da duymasa. Kaçıp gitse, çok uzaklara gitse. Aya kadar gitse hatta. Yıldızlarda mekan tutsa.



Tabağındaki etten bir parça kesip çatalını oğlunun ağzına götürüyor. Bir lokma da kızına veriyor. Bir lokma da... Karısına. Felç inmiş gibi kolu halsizleşiyor. Eşinin kendisine de kendi yemeğinden ikram etmesini bekliyor içten içe. Şeytanın telkiniyle çatışıp ona galip geliyor.

Bir parça eti kesip karısının tabağına bırakıyor. Kadının maraz çıkarmada üstüne yok. Tabağına konmuş eti evirip çeviriyor. "Yağlı et yiyemediğimi bir türlü öğrenemedin." İki sene önce de bir iş seyahatinde karısına hediye getirdiği çanta için benzer bir söz işittiğini hatırlıyor: "Bu tür çantaları kullanmadığımı bilmiyor muydun da bunu aldın?"



Adam gömüldükçe gömülüyor içine. Yok olup kayıplara karışsa. Adamın gözünde o an ölüm hayata racih görünüyor.



"Ee, günün nasıl geçti?" diye soruyor kadın. Adam karısının yeni bir hamlenin peşinde olduğunu seziyor. Gerçekten gününü merak etseydi keşke. Yaşadıklarını anlatsaydı, bir hikâye anlatır gibi. Biraz o konuşsaydı, biraz karısı. Ortak bir dilleri, birlikte anlattıkları bir hikâyeleri olsaydı.



"İyi."



"Anlat bakalım. Bugün kiminle çatıştın işyerinde?"



Dilini eşek arısı soksaydı da, altı ay önce işyerinde müdürüyle yaşadığı o sorunu, hani sonradan kendisinin de hatalı olduğunu düşündüğü o gerilimi eşine anlatmasaydı. Karısı ona destek olup merhamet ve şefkatiyle sarıp sarmalayacağına, "kesin yanlış bir şey yapmışsındır da müdürün öyle davranmıştır sana," demişti.
 Adam geçen yılları, yaşadıklarını şöyle bir tartıp kendinden şüphe duymaya başlıyor:
"Yoksa ben gerçekten de kötü bir insan mıyım?"



Öğlenleyin annesiyle yaptığı telefon görüşmesinin bahsini başına silah dayasalar açmamalı.
"Yine annenle mi konuştun, beni gündüz bir kere aramazsın haftanın üç günü annenle konuşursun. Senin beni sevdiğine asla inanmıyorum," diyeceğine adı gibi emin.
Kadın, "öğleden sonra annen aradı, çocuklarla konuştu uzun uzun, zoraki benimle de birkaç kelam etti," deyip susuyor. Muhtemelen annesi, kendisiyle konuştuğunu karısına söylemiş, kaç kere de tembih etmişti halbuki, karıma konuştuğumuzu söyleme diye.
Annesi yaşlı, unutuveriyor tembihlediğini. Karısının ağzından laf almaya çalıştığından öyle emin ki.



"Seni de aramış annen."



"Evet aradı."



"Ne konuştunuz?"



"Oradan buradan."



"Beni de çekiştirmişsinizdir muhakkak."



Adam oflayarak derin bir iç çekiyor.

"Bakıyorum da varlığım rahatsız ediyor seni. Bu evde fazlayım zaten.."

Adam, çatalını hışımla salatadaki domateslere saplıyor. Karısını karşısına alıp kim bilir kaç kez anlatmışlığı var, onu rahatsız olduğu şeyin karısının sürekli memnuniyetsizlik kokan cümleleri olduğunu, doymak bilmez övülme beklentisine karşın, takdir etmeyi bilmemesini.
Karısı o konuşmalarda bile işi kavgaya götürmüştü. Kavga etmeden konuşmak neden mümkün değil ki?
"Beni neden hayatının dışında tutuyorsun? Annenle konuşmanı bile saklıyorsun."



Yıllar içinde adamı kalın, sert bir kabuk bağlamıştı. Ve artık o kabuğa çekilip, başını dışarıya çıkarmaya korkan bir kaplumbağaya dönüşmüştü. Ne zaman kalın kabuğundan başını uzatacak olsa sert bir darbeyle karşılaşıyor çünkü.
Karısıyla hayatına dair en ufak bir ayrıntıyı paylaşsa, kadın sünger gibi emiyor onu, vakti zamanı gelince, foşş, üzerine boşaltıyor.



Mesela, yine bir gün ablasıyla yaşadığı bir sorunu anlatmıştı karısına. Kadın bunu hafızasının "unutulmayacaklar" kısmına yazdı hemen, başkaca birçok şey gibi. Kadın, adamı, sonradan aleyhine delil olarak sunmak için kullanacağı bilgileri toplamak için dinliyor adeta.
Bir tartışma sırasında, "ne biçim ailesiniz ya hu, ablanla bile anlaşamıyorsunuz," diye içini boşaltmıştı kadın.



"Salata nasıl olmuş?" diye soruyor kadın. "Eline sağlık, güzel olmuş." Kadın huzursuz ruhunu kocasına akıtmaya kararlı.

Kendine biçilen hayattan memnun değil ki, kocasından memnun olsun. İnsan içinde neyi taşırsa dışarıya da onu sızdırır. Kadının içinde sadece memnuniyetsizliğin karartısı var.

Kadının tek bildiği eleştirmek, kusur bulmak. Daha da acısı, kendi mutsuz ve huzursuzsa, başkaları da mutsuz ve huzursuz olmalı. "Maydanozu almayı unutmasaydın daha güzel olacaktı ama böyle idare ediver artık." Adam, "maydanozu almayı unutmadım, taze olmadığı için bilhassa almadım dedim ya," diye bir kere daha söylemesinin hiçbir hükmü olmadığını biliyor; maydanozu alsaydı, "ne biçim maydanoz almışsın, baksana çer çöp gibi," diyeceğini de. Çünkü kusur bulmayı kendine iş edinen insanların kendini haklı gösterecek başka bir şey söyleyeceğini bilecek kadar hayat tecrübesine sahip adam.



Sessizlik büyüyüp şişmiş bir balona dönüşüyor. Adamın tek sığınağı oldu yıllar içinde sessizlik. Bu yüzdendir ki, yıllar geçtikçe karısıyla küs kalmayı uzattıkça uzatıyor, çünkü küslük bir açıdan işine geliyor; bir tek küs kalınca evinde rahat ettiğini, karısının sözel tacizlerinden kendini koruyabildiğini öğreniyor. Bunun sağlıklı bir çözüm olmadığının da farkında: Küs olmak soba borusunun içinde biriken kurum gibi içini kirletiyor.



Kurguladığım bu hikâyedeki kadın ve erkek karakterleri rahatlıkla yer değiştirip okunabilir. Ayrıca burada yazdıklarım en uçta bir örnek teşkil ediyor. Her sorunlu evlilikte yaşananlar bu denli olmayabilir elbette. Ama eşinin kendini yalıttığından şikayet eden kadın ya da erkeğin takkeyi önüne koyup özeleştiri yaparak, bu yalıtıma katkıları üzerinde düşünmelerinde fayda var.



İki insanın sağlıklı bir ilişki ne inşa etmesi ne kadar zor değil mi? Rahmet zahmettedir ama.



Mustafa Ulusoy

''İnsan mı? Efendim! Duyamadım!''  

Posted by Tespih Taneleri... in








''İnsan mı? Efendim! Duyamadım!''



-İnsanların telefonları yerine, telefonun insanları var artık!



-İnsanların televizyonları yerine, televizyonun aptal insanları var artık!



-İnsanların bilgisayarları yerine, bilgisayarın korsan insanları var artık!



-İnsanların koltukları yerine, koltukların mezar insanları var artık!



-İnsanların kıyafetleri yerine, kıyafetlerin fikirsiz ve zikirsiz insanları var artık!



-İnsanların mideleri yerine, midenin doyumsuz insanları var artık!



-İnsanların sevgileri yerine, sevgisizliğin köleleri garip ucubeler var artık!



-İnsanların aşkları yerine, aşksızlığın aşağılık insanları var artık!



-İnsanların çalışma hayatı yerine, çalışma hayatının iş beyinli insanları var artık!



-İnsanların paraları yerine, paranın insansız insanları var artık!



-İnsanların evleri yerine, evlerin ayak altı paspas insanları var artık!



-İnsanların arabaları yerine, eksozlardan çıkan duman insanları var artık!



-İnsanların fakirliği yerine, fakirliğin mütecaviz insanları var artık!



-İnsanların zenginliği yerine, zenginlerin soysuz insanlığı var artık!



-İnsanların modası(kendilerine özgü) yerine, modanın kepaze insanları var artık!



-İnsanların medeniyeti yerine, medeniyetin olmayan insanları var artık!

-İnsanların aklı ve akıllıları yerine, akılcılığın akılsız insanları var artık!



-İnsanların imanı yerine, putların kapkaranlık insanları var artık!



-İnsanların günahları yerine, günahların tevbesiz insanları var artık!



-İnsanların kompleksleri yerine, komplekslerin oportünist insanları var artık!



-İnsanların alış-verişleri yerine, alış-verişlerin vermeyen insanları var artık!



-İnsanların kalabalığı yerine, kabalığın ve kalabalığın insanları var artık



-İnsanların edebsizliği yerine, edepten nasipsizliğin insanları var artık!



-İnsanların bir sıfat olarak nefretlerinin yerine, nefretin sıfatsız insanları var artık!



-İnsanların hastalıkları yerine, hastalıkların hastalık hastası insanları var artık!



-İnsanların rezilliği yerine, rezilliğin rüsvadan yapılma insanları var artık!



-İnsanların şahsiyeti yerine, şahsiyetsiz insanların karakterleri var artık!



-Kitapların insanları yerine, insanların kitapları ve kitapsızları var artık!



-Eşyaya isim veren insanlar yerine, eşyanın isimsiz ve biçimsiz insanları var artık!



Not: Bu yazı, içinde olanların kalplerine berae(ihtar), dışında olanların ruhlarına da tedbir yazısıdır!



İsmail ERDOĞAN

Related Posts with Thumbnails
Site'de Kaç Kişiyiz