Üslûbumuz  

Posted by Tespih Taneleri... in

http://oi55.tinypic.com/2j60qk2.jpg
Uslubumuz nasil sizce hic dusundunuz mu? Nasil olmali ya da nasil ifadeler kullanmali muhatablarimizla? Size bir fikir vermesi acisindan bir de bu konuya deyinelim bakalim:

"Üslubumuz sevgi, aşka adanmış canımız,"

Diyerek hayata hayat katan ruhların yaşadığı ortamlar, cennet yansıması bir tablo arz eder.

"Karşılıksız çarpar sinelerimiz çarpınca."

Diyenlerin oluşturduğu bu ortamlarda huzursuzluk olmaz.
Orada herkes, önce başkasını düşünür. "Önce ben" demez.
Yapıp ettiklerinden hiçbir ücret istemez.

"Yönelip gönüllerimizin derinliğine,
Hep ötelerden varlığa bir maya katarak
Koşacağız rahmet arşının serinliğine,
Ruhlarımızdaki kini, nefreti atarak."

Diyen Muhammedinin gönül derinliğinde, vicdan ikliminin his ufkunda muhabbetullah vardır. O his mekanizması bütün varlıkları Allah için sevmeyi gerekli kılar. Bütün varlığa katılan maya Allah muhabbetidir. Bu muhabbet, seveni rahmet arşına ulaştırır. Orada kin ve nefrete yer yoktur. Orası, kinden ve nefretten arınmış ruhların, kudsilerin yurdudur. Kin ve nefretten arınılmadan rahmet arşına erilmesi imkânsızdır. Yunus diliyle "düşmanımız kindir bizim" der, kudsiler ve herkese sinelerini açabildiklerince açarlar. Birlikte rahmet arşına uçarlar.

"Yürüyeceğimiz mihverde bir başka ışık,
 Aşacağız gayzla oyulan uçurumları
Öbür tarafta herkes birbiriyle barışık,
Duyuyoruz az ilerde yeşeren baharı..."

Diyerek gönüllere doğru el açıp, el verip yürüyen yiğitler; Mesihiyyetin gölgesinde Yunus gibi seyreden ruh pehlivanları:

"Her kim bana ağyar ise, Hak Tanrı yar olsun ona.
Her nereye varır ise bağ u bahar olsun ona."

Der, bir başka gönüle doğru yoluna devam eder.Dillerinde aynı türkü:

"Bana ağu sunan kişi, bal u şeker olsun aşı,
Gelsin cümle kolay işi, eli erer olsun ona."

Hep dua makamındadırlar. Bedduaya hiçbir zaman "âmin" demezler.

"Önümce kuyu kazanı, Hak tahtına ağdırsın onu,
 Ardımca taşlar atana, güller nisar olsun ona."

Diyebilen bu yiğit ruhlar, zengin gönüller, Hakka ermiş vicdanlar, iman etmenin, Hakka inanmanın, gerçek kul olmanın, başkalarını sevmek şartına bağlı olduğunu bilirler. Cennete bu şartla erilir, derler.
"Acı dirliğim isteyen, tatlı dirilsin dünyada,
 Kim ölümüm ister ise, bin yıl ömür versin ona."

Temennilerinde bulunurlar.

"Kimseyi düşman tutmayız ağyar dahi yârdir bize
Nerde ıssızlık var ise mahalle ve şardır bize
Adımız miskindir bizim düşmanımız kindir bizi
Biz kimseye kin tutmayız bütün âlem yârdir bize"

inanç ve anlayışıyla yollara düşen gönül mimarları, gittikleri her coğrafyayı şenlendirir, birer kutlu cennet şehrine çevirirler. O şehirlerin malzemesi insan gönlüdür. Hacı Bayram Veli'dir ustaları. Vardıkları şarları (şehirleri) ruhlarını katarak inşa ederler. Şehrin yapısına koydukları her taşı, Hakk'ın adını anarak kor, oraları Hak adına inşa ederler. Hakkın rızası olmayan her mülk, haraptır, derler.

Medine'nin Gül'ü aşısıyla açan her gönül goncası, koku saldığı her bahçeyi cennete çevirir. Onların hayat üslûpları budur. Bizimde uslubumuzun boyle olmasi gerekmez mi?





Kararmis Kalplerin Neticesi !  

Posted by Tespih Taneleri... in

Siyah Kalp


İçimizde bu kadar perişan hâle getirilmeseydik;

Dışımızda bu kadar hürmetsizliğe uğramayacaktık..."


(Necip Fazıl Kısakürek)

Ne kadar da guzel soylemis Necip Fazil... Herseyden taviz vere vere, onun hatiri olsun, bunun gonlu olsun diye diye iste boyle kararttik kalpleri... Allah (cc)'in hatiri icin, Peygamberimiz (sav)'in gonlu olsun demek acaba ne kadar aklimiza geliyor degil mi? Iste netice ortada... Ne sikintilardan kurtulabiliyoruz, ne de sonu gelmeyen, biri bitmeden oburu baslayan sorunlardan...
Kararmis kalplerle huzura cikmadan once temizlenmek gerekir... Bol bol Estagfirullah cekelim canlar...
Kalp temizligi ancak tevbe ile olur... Aliskanlik haline getirelim insaallah...
Dualarinizin da kabulunu cabuklastirir tevbe...
Nurla aydinlanmis gonuller nasip etsin Mevla cumlemize...Sevgiler

VESVESEDEN KURTULMAK İÇİN  

Posted by Tespih Taneleri... in


Merhaba arkadaslar bugun hepimizin muzdarip oldugu bir konu olan vesseden  ve neler yapilmasi gerektiginden hadisler dogrultusunda biraz bahsetmek istiyorum. Allah (cc) hepimizin icinde ki vesseleri alsin insallah...
Bir Müslümanda bulunan gerek ameli gerekse itikadi hususlardaki vesveselerin tümü, imani bir zaaftan değil aksine, Efendimiz’in (s.a.v) buyurduğu üzere kamil imandan kaynaklanmaktadır. Sahabe-i kiramdan biri Efendimiz’e gelip, “Ya Rasulallah! Vesveseye müptelayım” deyince ona, “Endişe edilecek bir şey yok; o imanın ta kendisidir” (Müslim) buyurmuştur.

Kalp vesveseden rahatsız olduğuna göre o vesvese kalbe mal edilemez. Çünkü eğer o, kalbin malı olsaydı, kalp ondan rahatsız ve tedirgin olmazdı; zaten böyle bir kalple şeytan da uğraşmazdı. Kalbin rahatsız ve tedirgin olması, kalp ve sahibinin vesveseye razı olmamasından ve vesvese ile o kalbin arasında mana ve mahiyet bakımından bir münasebetin bulunmamasındandır. Ancak kalp vesveselerden rahatsız olmuyorsa ve kişi, vesveselerin sebep olduğu normal olmayan davranışları yapmaya devam ediyorsa, o takdirde bunun tedaviye ihtiyacı var demektir. Ve Efendimiz (s.a.v) bunun için pek çok şifa yolu tespit etmiştir.

NAMAZDAKİ VESVESE İÇİN


Namazda ve namazın dışındaki kötü ve çirkin vesveseler şeytandandır. Çünkü şeytan kişiyi dininden saptırmak ve onu iyilikten mahrum edip uzaklaştırmak konusunda gayret etmektedir. Bir seferinde sahabeden biri Rasulullah Efendimiz’e (s.a.v) gelerek namazda kendisine gelen vesveseleri şikayet etmişti:
“Yâ Resulullah! Şüphesiz şeytan, benimle namazım ve kıraatimin arasına girip onları karıştırmama ve onlarda şüphe etmeme sebep oluyor.” Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v) “O, sana vesvese veren Hanzeb adındaki şeytandır. Namazda sana geldiğini hissettiğin zaman ondan Allah’a sığın” buyurdu. Sahabi diyor ki: “Bunun üzerine Rasulullah’ın (s.a.v) dediği gibi yaptım. Allah da benden onu giderdi.” (Müslim)
Namazda huşu duymaya yardım eden şeylerden ikisi vardır ki bunlar, kulun namazda ne söylediğini ve ne yaptığını idrak etmesi, kıraati, zikri ve duayı iyice düşünmesi, Allah’ın kendisini gördüğünü bilmesidir. Diğeri ise, insanı ilgilendirmeyen konularda düşünmemeye kalbi meşgul eden şeyleri defetmeye çalışmasıdır.

İTİKADİ KONULARDAKİ VESVESE İÇİN

Vesveseden Allah Teala’ya sığınmanın en güzel yolu, sığınma sözü olan (euzübillahi mine’ş-şeytanirracim) duasıdır. Ebu Hüreyre’nin (r.a) rivayet ettiğine göre Rasulullah Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Şeytan sizden birinize gelerek, ‘Filan ve filan şeyi kim yarattı?’ der. Onun bu şekilde soruları o kadar uzar ki, en sonunda ona, ‘Rabbini kim yarattı?’ der. İş bu dereceye varınca o kimse hemen Allah’a sığınsın ve (bu düşünceden) vazgeçsin.” (Buhari) Buna benzer bir başka rivayet ise şöyledir: “İnsanlar birbirlerine soru sormaya devam edecekler. Öyle olacak ki, onların bu soruları, ‘Mahlukatı Allah yarattı, ya Allah’ı kim yarattı?’ haddine varacaktır. İşte kim böyle bir şeye rastlarsa, hemen, ‘Ben Allah’a ve peygamberlerine iman ettim’ desin!” (Müslim) Hz. Aişe’den (r.a) rivayet olunduğuna göre, Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Her kim kendisinde bu tür vesveseler hissederse, üç defa, ‘Amenna billahi vebi rusulihi = Allah’a ve O’nun peygamberlerine iman ettik’ desin. Böyle demesi, onun içindeki vesveseyi giderir.” (İbnü’s-Sünni)

KORKU GELDİĞİ ZAMAN

Vesvesenin insana geliş yollarından biri de, onun insana türlü şekillerde korku vermesidir. Nitekim sahabelerden Halid b. Velid (r.a), Hz. Peygamber’e (s.a.v) gelerek, “Ya Rasulullah! Ben uykuda iken korkutuluyorum. Ne yapmamı tavsiye buyurursunuz?” diye sorunca. Rasulullah Efendimiz de ona, şu duayı okumasını tavsiye etmiştir: “Euzü bikelimatillahi’t-tammati min gadabihi ve şerri ibadihi ve min hemezati’ş-şeyatini ve en yahduruni.=Allah’ın eksiksiz, tam olan kelimeleri ile O’nun gazabından, kullarının şerrinden, şeytanların vesveselerinden ve beni kötülüğe atan beraberliklerinden Allah’a sığınırım!”


BİLEN VESVESE ETMEZ

İmam Ebu’l-Kasım Kuşeyri (k.s) “Risale”sinde şöyle anlatmaktadır: “Ahmed b. Ata Ruzbari demiştir ki: ‘Temizlik işinde son derece titiz davranır, çok inceler, kendimi zora sokardım. Bir gece çokça su kullanmaktan içim daraldı, kalbim sükunet bulmadı. Bunun üzerine, ‘Allahım, senden affımı isterim’ dedim. Gizli bir ses bana, ‘Affın ilimdedir, ilme uy’ dedi. O zaman bendeki sıkıntı gitti.”


Seyyid Ahmed b. Ebi’l-Havari (k.s) anlatıyor:

 “İçime doğan vesveselerden ötürü, bu halimi gidip Eby Süleyman ed-Darani’ye (k.s) anlattım. Dedi ki: ‘O vesveselerin senden gitmesini istiyorsan, vesvesenin sana geldiğini hissettiğin an, onun gelişine sevinmeye ve rahatlamaya çalış. Çünkü onun gelişine sevindiğin zaman kesildiğini göreceksin. Çünkü şeytan aleyhillaneye, bir müminin sevinç içinde olmasından daha kötü gelen bir şey yoktur. O, müminin sevinmesine buğzeder. Eğer sen, gelen vesveselerden ötürü üzülüp kederlenmeye devam edecek olursan, o sana daha da fazla vesvese vermeye devam edecektir.’ Bunun üzerine ben de ‘Bu söyledikleriniz, bazı alimlerin, ‘Vesvese ancak imanı kamil olanlara müptela olur. Hiçbir hırsız harap olmuş bir eve uğramaz’ sözünü teyit ediyor, dedim.”Vesvese, tamamen telkinden ibaret bir şeydir. Yani insan kendisinde vesvesenin olduğunu anladığı anda, vesveseyi, ilim ile bitirmesi gerekir. Zira önü alınamayan pek çok vesvesenin temel sebebi, kişinin ilmihal bilgisinin zayıf olmasından kaynaklanır





Hizmet Dedim Ya!  

Posted by Tespih Taneleri... in



Bir elif asâletinde, mim'in zarâfetinde, vav'ın tevâzuunda olmaktır hizmet...
Sıcak bir çayı yudumlamaktan daha leziz, ekmekten ve sudan daha azizdir hizmet dediğim...
Zamanı sonsuza katlayan nimet, sadra ferahlık veren inşirah, Firdevs-i Alâ'dan bir cemâl yakınlığıdır hizmet...
"Boş kaldın mı hemen (başka) işe koyul! Yalnız Rabbine yönel!.." (İnşirah, 7-8) âyetinin peşine düşmektir, hizmet dediğim...
Hizmete susamak, çölde suya kanmak gibidir.

Hizmet, bir alev gibi düşünce yüreğe, işte ondan sonrası uykusuz geceler, yemeksiz-ekmeksiz günler demektir.
Ten rahatlığından ve nefs esâretinden bunalan ruhların, gerçek hürriyete kanat çırpmasıdır hizmet... Bir kuş kanadı hafifliğinde kaldırmaktır cesîm yükleri... Ve kuş gibi bir çabadan bir çabaya çırpınmaktır hizmet dediğim...

Üşümüş bir kimsenin ayaklarını, hiç kimsenin görmediği o yerde, kalbinin taa içinde, sıcacık merhametle yanan köşesinde ısıtmaktır hizmet dediğim...
Gözlerinde ışıl ışıl bir çift kandil yanar, ehl-i hizmet olanın...
Işığından huzur yayılır, bir de yakıcı aşk ateşi...

Sevdası düştü mü gönlüne, kanat ister Rabbinden, uçmak için dünyanın taa ötesine...
Gözleri halkalansa da yorgunluk sebebiyle, yorulmanın ve bedbin olmanın sinsiliğini kül etmiştir içinde yanan ateş...

Bir yolda kalmışın elinden tutmadan, gözyaşını silmeden teskin olmaz yüreği...
Yetimlerin çamaşırlarını yıkayan, o keremli ellerin sahibi halife Ebûbekir Sıddık -radıyallâhu anh- idi. Onu da yetimlerin yollarına düşüren aynı aşk ateşi değil mi? Çoraklaşmış kelimelerin yeri yoktur dilinde, ehl-i hizmet olanın...


Rahmet Peygamberi'nin rahmet lisânı olur her bir sözü... Kelimeleri bir yağmur damlası gibi düşüverir kalplere... Hizmet dedim ya, hiç canını sıkma bundan sonra...
Yanı başındaki dostunu artık bulamasan da yâri Allah'tır ehl-i hizmet olanın...
Kabaca uzanan ellere, hakaret dolu sözlere karşı, cennet bakışlı rahmet Peygamberini unutma!.. Ehl-i hizmet oldun ya!.. Burkulan kalbini, tatlı hâtıralar albümüne kaldır.
Buğusuz göz, hizmet yolunda makbul değil!..
Dökülen gözyaşları nâr-ı cehenneme kefârettir.
Gayrısına aldırmadan, sıkılan yumruğu yumuşakça avuçlayıp içine bir de gül koymaktır hizmet dediğim...
Üzerine atılan cürûfu, toprak gibi örter ehli hizmet olanın yüreği...
Utanır kimseye göstermez bu ayıpça hâlleri... Korkar, kimse incinmesin diye o rakik kalbi...Hizmet dediğim, büyük berekettir, hiç kesilmeyen nîmet...
Hizmette firâset ise, en büyük servet.

Kimseye ihtiyacını söyletmez firâset sahibi hizmet ehli... Sen demeden hâcetini anlar, onun ârif kalbi. Ve hemen ardına düşüp meseleyi halleder, bekletmez kimseyi...
Geçen bir günün sonunda ayak tabanlarından yorgunluk sesleri yükseliyorsa ehl-i hizmet olanın, işte o zaman kalbi gerçek huzura erer. O ses, ninni olup fısıldar kulaklarına "elhamdü lillah, Elhamdü lillah" der.


Gözü karadır, cesurdur yüreği. Ürkütür karanlıkları... Ümitsizlik, gönlünden içeri girmeye yol bulamaz. İman ışığı hep parıldar, hilebaz düşmana karşı...Hizmet dedim ya...
Hiç sönmeyen ışık, kabir karanlığında aydınlık, en büyük servet, bâkî saâdet. Hizmet dedim ya...

Bilmem ki, nasıl bir şey bu, tarifsiz lezzet... Onsuz dünyam dar ve karanlık, onsuz gönlüm çöl gibi kurak...Hiç bitmeyen rüyam, dinmeyen sevdam... Onsuz yaşatma Allâh'ım, tâ ki son nefesimi alıncaya, fecr-i sabahım oluncaya kadar...


Ayşegül Balta'ya cok tesekkur ediyorum, hizmet ancak bu kadar guzel anlatilabilinirdi... Huzurun son noktasi, vicdanin sukunet buldugu ve ruhun lahza lahza demlendigi hizmet iste boyle olmali...
Sevgilerimle

KUTLU DOĞUM HAFTASI - HOŞGELDİN EFENDİM...  

Posted by Tespih Taneleri... in


Bu gün dağların dumanı aralandı hoşgeldin,
Ah ışıklar için de kaldım, yandım efendim...
Sen bana yangın ol efendim, ben sana rüzgar,
Tutuşsun gün yansın geceler, zamanımız dar...

Ya Rasulullah (sav) Seni bildigim ve cok sevdigim icin Yaradan'ima binlece kez hamdediyorum, geceler boyu secdelerde...

Dunya'da ki butun okyanuslarin damlalari adedince sana salat ve selam olsun guzeller guzeli...
Unutmayin ki O yaptiklarinizdan haberdardir...

Bogazici'nde Bir Hatira Daha!..  

Posted by Tespih Taneleri... in ,




Istanbul deyince bin turlu ahh'lar dokulur dilimizden...



Yasanmisliklar, hatiralar daha neler neler...


Gozumuzde canlaniverir hemen bogazici...


Aslinda anilaradir, bu ic cekisler, bahane ederiz iste...


Ahh istanbul ahhh diye.!


Kim bilir ne sirlar gizli, tasinda, topraginda, bogazinda...
 
 
Merhaba arkadaslar, gelir gelmez size bir bogaz havasi aldirayim istedim... Gecenlerde bogaz da cok keyifli bir iki gun gecirdim, hocam Meltem abla ile... Kendisi Ankara'da oturuyor ama buraya esinin isi dolasiyla geldi... Benim gibi bir Istanbul asigidir o da...:) Mest oluyoruz ikimiz de Mevla'nin yarattigi bu essiz guzellik karsisinda...
Kah gozlerimiz doldu, kah gulmekten konusamadik...:) Aslinda onun memleketi istanbul, canim benim gurbetlerde simdi... O yuzdendir ki oyle icli, oyle yurekten konustuk iste...
Anilara dogru uzun uzun yolculuklar yaptik, bogazin huznu ile birlesince bir de bu muhabbet doyumsuz bir hal aldi tabi ikimiz icin...
Hatiralar bir film seridi gibi gozumuzun onunden gecerken heyecanimiza hakim olamadik cogu zaman... Ahh ahh dedik iste, bu bogazdan bir de biz gectik...

Bu arada Akifzade, yelpazesu ve siradan bir balik arkadaslarima cok tesekkur etmek istiyorum...DNS ayarlarini yaptiktan sonra bloguma girebildim...Uyariniz icin Allah razi olsun...  Sizleri ve yazmayi cok ozlemistim... Su an tarifsiz bir mutluluk icindeyim... Sevgilerimle

BLOĞUMA HALA GİREMİYORUM... :(  

Posted by Tespih Taneleri...


Değerli dostlarım, malesef kendi bloğuma giremiyorum... Açıkçası bu yazımı okuyabilcek misiniz onu da bilemiyorum. Ama bu sorun halledilene kadar mecburi bir ara vermek zorundayım. Zaten ne tadımız kaldı ne tuzumuz... Diğer arkadaşlarımın bloglarını da ziyaret edemiyorum.

Bu yüzden hepinizi Allah'a emanet ediyorum. Bloğum düzelir düzelmez kaldığım yerden devam edeceğim inşallah.

Selam ve dua ile...

Sozum Bana Yetmiyor !  

Posted by Tespih Taneleri... in




Sözüm bana yetmiyor.


Sen sözüm yokken de işittin beni.


Avazım derdime yetişmiyor.


Sen sesim çıkmazken de dinledin beni.


Çağrışım dudağımda kalıyor.


Sen kalbim yokken de sevdin beni.


Yakarışım Senin işitmenden utanıyor


Sen söylemesem de anlarsın beni.


Sözüm bitti.


Sesim kesildi.

Kabul eyle beni.


Senai DEMİRCİ   ne kadar da guzel anlatmis... Yine derinlerde yok olan satirlarla hemde... Hele surasi;

Sen kalbim yokken de sevdin beni.
Yakarışım Senin işitmenden utanıyor
Sen söylemesem de anlarsın beni.

Beni cok etkiledi sahsen... Insan ne kadar da aciz Rabb'inin karsisinda, ne kadar bi'care...
Eyvah! Diyorum bazen eyvah ki ne eyvah!
Hic bir zaman O'na layik bir kul olamadigimiz gibi kulluk vazifelerimizi de unutur olduk...
Hatta yeri geldi ayetlere fetvalar aradik, yetmedi hadisleri begenmedik...Yok su uyudurma yok bu mevzu... Acaba hangimizin ilmi hadis tahlili yapacak kadar mukemmel...
Ya hu! Allah Rasulu (sav) demisse ne olursa olsun uymak lazim degil midir... O (sav) diyorsa vardir bir hikmeti... Allahu Teala bile buyuruyor ki kitabinda;

''Allah ve Rasulune uyun ! ''

Daha fetva aramaya, kusur bulmaya, bu neden, o niye demeye ne hacet anlamiyorum ki...
Arkadaslar kafamizi karistirmak isteyenlere firsat vermeyin Allah askina...
Insanlarin kulaktan dolma bilgilerine kulak asmayin, Allah size en buyuk nimet olan akli vermis...
Bir gun oturun siz arastirin merak ettginiz mevzulari...Imam-i Gazali'nin ihyaul-ulumiddiyn kitabinda bir cok sorunun cevabi var..Iste size dogru bir kaynak...
Usenmeyin, yemege, icmeye, gezmeye, cay sohbetlerine zaman ayirdiginiz zaman kadar bir vakit yeterli olacaktir. Once kendinizden sonra da esinizden ve cocuklarinizdan somrumlu oldugunuzu unutmayin...
Bir cuz Kur'an okumakla vicdaniniz rahatlamasin...Size bir hadis nakledeyim;

''Okunuyorum ama benimle amel olunmuyor.'' diye ahirette Kur'an sizden sikayetci olacak...Sefaat hakki hadislerle sabittir... Bir hadis daha;

''ilim ogrenmek her muslumanin uzerine farzdir''

Hatirlatmak bizden hidayet Allah'tan...Lutfen uyanalim ve silkelenelim insallah...
Dua, dua, dua... Hayirli Cuma'lar...

İki Uçlu Gönül  

Posted by Tespih Taneleri... in




Kim, her dem mutlu olmak ister ki?

Her dem kahkaha, her dem pür neşe, hangi kalbe fazla gelmez.
Hangi kalbi kasvete boğup ağır gelmez hüzünsüz neşe, şen kahkaha.
Her dem gündüz, hem ruhumuza hem bedenimize ağır gelir...

Vakti gelir, göz kapaklarımız ağır ağır kapanır; ruhumuz karanlığın sükûnetine teslim olup başka âlemlere misafireten gitmek ister; yorgun bedenimiz gecenin kollarında dinginliğe erer...
Kim geceye manasızdır diyebilir? Kim uykunun tadını inkâr edebilir? Kimin kalbi aşkla kavrulurken bir damla suya hayır der?

O su ki vuslattır.

Yatışmayan ya da sönmeyen bir aşka hangi bünye her daim dayanabilir?
Öte yandan, her dem gece de, bir kefesinde ruh bir kefesinde beden olan bu teraziye ağır gelir. Her dem keder de kalbi tarumar eder.

Sürekli konuşanlar kadar sürekli susanlar da bize sıkıcı gelir. Kalbimiz de dilimiz de bir susar, bir konuşur. Bazen çok konuşur, bazen az. Bazen kısa aralıklarla susar. Bazen de o suskunluk uzar.. Bir dem gelir kalbimiz kilitlenir. Dilimiz lal olur. Tüm sözler toprağın altında gömülü gibidir. Bir dem olur, dudakların asma kilidi kendiliğinden çözülür, dilden inci taneleri dökülür.

Her bir söz bir kalbin teselligâhına dönüşür. Bir dem gelir kara bulutlar kaplar gönlümüzün semasını. Şimşekler çakar. Göğü gürler kalbimizin. Sonra bulutlardan sağanak halinde sevinç yağar. Yeknesak bir hayat, ruhumuza göre değildir; gönlümüz iki uçludur, hayatımız da. Doğumla ölüm. Vuslatla ayrılık. Boşlukla huzur. Gitmekle gelmek. Sıcakla soğuk. Açlıkla tokluk.. Bollukla kıtlık.

Ya da; Kalple nefis. Şeytanla melek. Musa'yla Firavun. Gönlümüzün tahterevallisi uçlar arasında salınır durur. Arada ortalarda bir yerlerde de durur elbette tahterevalli. Biz kâinatın en acayip varlığız. Biz bir mucizeyiz. İki uçlu bir mucize.

Gönlü iki uçlu başka hangi varlık vardır bizden gayrı? Akıl ve fikir meydanımız o kadar geniştir ki, ihata etmekte zorlanırız. Ve bazen de o kadar dardır ki, bir noktada hapsoluruz. Bir katrede yüzeriz. Bir zerrenin içine dalıp gideriz. Sonra bir dem gelir; âlemi bir karpuz gibi elimize alırız. Kâinat misafirliğe gelir akıl odamıza. Bir sabah bir kahvaltıya davetliydim. Laf lafı açarken, "hep mutluluğun her dem mutluluğun" hem bir efsane olduğunu hem de; belirtilerinden birinin "sürekli neşe içinde olma" olan iki uçlu duygulanım bozukluğunun mani safhasından bahis açmıştım ki, sevgili Emine Eroğlu "Miskin Yunus"un "Hak bir gönül verdi bana" şiirini okudu masadakilere:


"Hak bir gönül verdi bana, ha demeden hayran olur
  Bir dem gelir şâdân olur, bir dem gelir giryan olur
  Bir dem sanırsın kış gibi, Zemahşer-î olmuş gibi
  Bir dem bişâretten doğar, hoş bağ ile bostan olur..."

Şiir bittiğinde hepimizin, bilhassa uğraşısı insan olan biz psikiyatristlerin hikmet ehlinden öğrenecek çok şeyi olduğuna bir kere daha kanaat getirdim.
Yıllarca kulağımızda yankılanan bu şiir insan gönlünün mühim bir özetini nasıl da güzel sunuyordu.


Mustafa Ulusoy

Hatice Annemizden Daha Mesud Kaç Hanım Vardır?  

Posted by Tespih Taneleri... in


Merhaba arkadaslar kac gundur firsat bulup bilgisayar basina oturamadim... Yogun geciyor gunlerimiz bu ara... Lakin hep dua ediyorum ki ; insallah Mevlam(cc) razi olacagi mesguliyetler nasip etsin... O razi olsun da hepsi gecer... Yorgunluklar bile huzur verir...:) İslam medeniyeti, Medine hayatında kendini göstermiştir.


Bugun Hekimoglu Ismail'in cok guzel bir yazisini paylasmak istiyorum sizlerle... Ruha ve akla dokundu yine satirlar, ancak yetmez tefekkur lazim uzerinde... Buyrun okuyun...


Medine hayatına kadar ayetler devamlı İslam ahlakını anlatmıştır. Aslında şöyle de diyebiliriz:

İslamiyet, İslam ahlakından ibarettir.Medeniyet suçluların sayısını azaltmalı, insanlara huzur temin etmeli. Muhteşem apartmanlarda mobilyalar ve kıymetli eşyalar içinde bir kadın ağlıyorsa buna medeniyet denebilir mi? Eşya insana kıymet verseydi, Firavunlar, Karunlar, krallar cenneti doldururdu. Düşünüyorum, o kadar imkânsızlıklar içinde annem, şimdiki hanımlara göre hayatından daha memnundu...

Çok iyi biliyorum, sadece iki entarisi vardı. Başka yoktu. Babamın da yeni elbise alıp giydiğini bilmem. Pazarlarda eski kıyafet satıcıları vardı. Onlardan alırdık.Amma o hayatı arıyorum...Şimdiki ailelerde herkes bir arayış içinde. Aradıklarını da bir türlü bulamıyorlar.

1957 senesinde etrafıma baktım; İslamiyet'i yaşayan bir aile göremedim. Hiç değilse kitaplarda olsun, diye dindar bir ailenin hayatını yazdım. Böylece Minyeli Abdullah'ı yazmaya başladım.Müslüman ailelerde kavga bitmeli. Hem karı koca arasında, hem gelin kaynana arasında, hem ana babayla çocuk arasında...

Sokaklarda, okullarda, işyerlerinde başkalarına dost olan eşler, çocuklar, evlerinde birbirlerine yabancı. Beğenmediğimiz gayrimüslimler, ilim ve nezaketle mesut olurken, Müslümanların aile geçimsizliği İslam'a gölge düşürür. Çünkü İslamiyet evvela dünyamızı cennet etmek için gönderilmiştir. Model, Peygamber Efendimiz'in hayatıdır.

Hatice annemizden daha mesut kaç kadın vardır? Müslüman, her olayda başını kaldırıp İslamiyet'e bakabildiği ölçüde şuurludur!.. Bu durum ailevi problemler için de geçerlidir. Ailevi bir problemde, insan kendi kendine "bir dakika!" diyecek, "olay ne, bunu en iyi hangi yolla halledebiliriz?"


İnsan beyni buna yeter. O beyni İslam ilmiyle beslersek, hakikati bulur.Mesela "Kadınlar Günü" diyorlar. Kadınlar Günü'nün kadınlara ne faydası var? Şanslı sayılan memur ve işçi kadınların sabahın erken saatinde otobüslere doluşunu seyretseniz, 'Kadın hakları bunun neresinde?' demekten kendinizi alamazsınız.

Çocuğu kreşe bırakan kadın, anne şefkati ile ne kadar rahat edebilir?Bu devir, Peygamberimiz'in hadisleri ile tarif edilen ahir zamandır ve müthiş bir devirdir. Her an sokak, sinema, gazete, kahvehane, televizyon, dinimize ve imanımıza saldırıyor. Düşman dehşetli. Müslüman zayıf. İslam'ı ayakta tutma görevi, bu zayıf Müslüman'ın omuzlarındadır.İhlastan başka dayanağımız yoktur.


Hekimoğlu İsmail

Related Posts with Thumbnails
Site'de Kaç Kişiyiz