Kulu Allah'a Yakinlastiran Sey...  

Posted by Tespih Taneleri... in ,




Yasli bir adam bana uykumda sordu:
''Hangi sey kulu Allah Azze ve Celle'ye yakinlastirir?''
Dedim ki:
''Bunun basi ve sonu vardir. Baslangici: vera (supheli seylerden bile kacmak), sonu; riza, teslimiyet ve tevekkuldur.''

Abdulkadir Geylani

Futuhu'l Gayb ( Sirlarin Acildigi Kapi )  

Posted by Tespih Taneleri... in

Sirlarin acildigi kapidir bu kitap, bir hazine, bir ilim deryasi...
Abdülkadir Geylani, İslam irfanının ölümsüz şahsiyetlerindendir. Fütuhu’l Gayb onun en önemli eserlerinden kabul edilir. Bu eserde rıza, teslimiyet, şikayeti ve iradeyi terk, nefse, hevaya ve şeytana ittiba etmemek, sabır, şükür, fena, zühd, tevekkül gibi tasavvufi kavramlar açıklanmakta ve saliklere yol gösterilmekte, tasavvuf yolunun esasları tespit edilmektedir. Seçkin bir guruba hitaben yaptığı sohbetlerden derlenmiş bu eser, Hz. Geylani’nin bütün temel düşüncelerini içine alan bir tasavvuf klasiğidir. İbn Teymiyye’den Bediüzzaman’a İbnü’l Arabi’den İmam Rabbani’ye kadar ilim irfan semasının yıldızları asırlar boyunca bu değerli eseri okumuş ve ondan etkilenmişlerdir. Gavs-ı Azam’ın yüzyıllar ötesinden gelen sıcak sesi, bugünde aynı tazeliğini korumaktadır

Eseri müellifi koca bir dağ; belki şarihi bile bir büyük tepedir... Onlar yeryüzünün çivileridirler. Kıyamete kasemli dağlar gibi, makamlarında sabit olmuşlardır. Bir zayıflar ise; ne büyük bir tepeye gıbta etmeden bir nazar edebilir, ne de devasa bir dağın azametinde acziyetimiz fena bulmadan rahata erebiliriz.

Bu eser; yine - yıldızlara daha yakın ve ufku daha engin- bir dağ misali, yukarıları gözleyebilmek adına hususi bir rasathanedir ve bu yönüyle has daireye hitap etmektedir. Fakat bu rasathane; yukarıdan nasıl görüldüğümüzün müşahedesini yapabilmemiz adına, yine o dağ misali alemimize nazır ve ahvalimize hakim bir makam olması sebebiyle umumidir ve bu yönüyle de her birimize hitap etmektedir. Buna havi bir eser ise ancak bir şaheserdir. Şaheser olduğunun bir diğer isbatı da, müellifinin 'şah' olduğuna -tıpkı şarihinde görüldüğü gibi- hiç kimsenin bir itirazda bulunmayışıdır.

Gelenek yayinevi, Etkilesim yayinlari ve Alperen yayinlarinda ayri ayri, farkli zamanlar da basilmis... Istediginiz yayinevinden temin edebilirsiniz...Benin hayatima isik tutan, daha hala firsat buldukca tekrar tekrar okudugum, muthis bir eserdir...Abdulkadir Geylani 'yi zaten tarife ne hacet...Eserleri de kendi gibi bir hazine...Degerlendirmenizi ve en kisa zamanda temin edip okumanizi onemle tavsiye ederim... Herkesin kutuphanesinde hatta elinin altinda olmasi gereken bir kitaptir...Sevgilerimle

Asi Mahkum  

Posted by Tespih Taneleri... in


Ayaklarina zincirler takilmis...Elleri kelepceli...Ve arkasinda surekli itilmekte...Belli bir istikamete dogru hem gidiyor, hem bagiriyor :

_Gitmem ben o beldeye! O sehre inanmiyorum!

Yanina bir gorevli geliyor ve kulagina sunlari fisildiyor :

_Bu yol o mezile cikar. Ama sen bilirsin, ister inana inana git, ister inanmaya inanmaya...Tercih tamamen sana aittir!...

Istegine bagli olmayan islerde, her insan : Mahkum!
Her an nefes aliyor : Havaya esir...
Ne cigerlerine el atabiliyor, ne yildizlara : Elleri bagli...
Yer cekimiyle arza raptedilmis : Kacmaktan mahrum...
Ve nihayet dunya onu kabre goturuyor : Gitmeye mecbur...

Bir asi mahkum kalkiyor, ''ben gitmem'', diyor. ''Ahirete inanmiyorum'' diyor. Bilmiyor ki,
inanmamak ahirete gitmeye engel degil, cennete girmeye mani...

Alladdin Basar

Gitmek mi zor, kalmak mi? Netice de gidilecek son nokta belli iken...

Kur'an-i Kerim'i Uzaydan Okudum  

Posted by Tespih Taneleri... in ,


17-24 Haziran 1985 tarihleri arasinda Amerikan uzay mekigi Discovery ile uzaya giden ilk musluman arap  astronot Prens Sultan bin Selman, yaptigi aciklamada ''Uzaydan dunyayi seyrederken, sanki Kur'an-i Kerim okuyordum... Bambaska bir duygu... Anlasilmasi zor, ifadesi cok guc...'' dedi.

Prens Salman uzaya dogru hareket ettikleri zaman son derece heyecanli oldugunu ifade ederek,
''Discovery ile yukselmeye basladigimizda, ucus heyetinde ki herkes kendi ulkesini gosteriyordu...'iste burasi benim memleketim' diye. Sonra ulkeler kayboldu...Ulkelerimizin icinde bulundugu kit'alari, 'Surasi Amerika... Surasi Afrika' sozleriyle isaret etmeye baskadik... Bir sure sonra ise, kit'alar da gozden kaybolmustu. Butun arkadaslar, tek bir noktayi gosteriyorduk :
Iste Dunya... Iste bizim ortak evimiz... Masmavi bir inci gibiydi o...'' seklinde anlatiyordu duygularini.

Yuksek tahsilini ABD'de Denver Universitesi'nde haberlesme dalinda yapan Prens Sultan bin Selman bin Abdulaziz, ''Uzay mekigimiz Discovery'den masmavi bir inciyi andiran dunyamiza bakarken, sanki Kur'an-i Kerim okuyordum. Onumuzde duran, sanki Dunya degildi... Uzay derinliklerini kaplayan muazzam bir Kur'an-i Kerim'di acilan... Okuyor, okudukca duygulaniyordum...'' diyor.

''Iste, diyordum, Allah'in kitabi ne kadar da dogru soyluyor herseyi... Kainat ile ilgili olarak anlatilanlar, iste hepsi karsimdaydi...
Ben bir muslumanim... Allah'in ve Rasulu Hazret-i Muhammed (sav)'in bildirdigi herseye inaniyorum. Iste uzaydan, dunyaya ve  gorebildigimiz kadar butun kainata bakis, Kur'an-i Kerim'de yazilanlarin dogrulugunu bir defa daha ispatliyordu...
Imanim bir kat daha kuvvetlenmisti.''

Bugun elime gecen, bir zamanlar abone oldugum Gercege Dogru dergisinde Murat Yesil'in, okurken beni heyecanlandiran, bu yazisini sizinle paylasmak istedim. Bize cok buyuk gelen dunya aslinda hepimizin icinde yasadigi bir ev gibi gercekten...Aslinda ne kadar da kucukmus...Allah Teala da ne kadar da buyuk... Insan biraz tefekkur etse, icinde olunca buyuk ve sonsuz gorunen ama uzaktan bakinca bir o kadar da kucuk gorunen dunyamizin, icinde bulunan bu muthis ve muntazam duzenine hayret etmekten kendini alamiyor. Yuceler yucesi Mevla (cc) bu kadar guzellikleri hep bir arada nasil da guzel yaratmis...
Kim bilir kendi ne kadar guzel? Gunes ve Ay'in bir milim dahi vazifelerini sasirmadan yerine getirmeleri, Allahu Teala'nin onlari, denizleri, topragi bizim hizmetimize karsiliksiz sunmasi, ne buyuk bir mucizedir...
Daha saymakla bitiremeyecegimiz bir suru nimet, bu kucucuk dunyanin icinde bizim icin var...

Bunda karsilik'' insanoglu Rabb'ine karsi ne kadar da nankordur'' ayetine hatirlayinca da insan utaniveriyor. Allah Teala nasil da iyi taniyor, bizi, hic bir seyden memnun olmayan, doyumsuz kullarini...

Ya Rabb! Ihsan ettigin sayisiz nimetler icin, yerinde olan saglim icin, musluman anne-babadan musluman olarak dogmayi bana nasip ettigin icin, kendimi bildim bileli secdeden mahrum etmedigin icin,
Ya Rabb! En basta da Hz.Muhammed (sav)'in insallah ummeti oldugum icin, Seni ve Rasul'unu cok sevdigim icin, bana bunlari dusunecek ve yapamadiklarim icin istigfar edecek firsati verdigin icin Sana layik oldugundan da fazla Hamdediyorum...Cunku ben Sana ne kadar Hamdetsem azdir...
Nankor kullarindan olmaktan Senin sonsuz Rahmetine siginiyorum...amin

''VEDDUHA'' SIRRI  

Posted by Tespih Taneleri... in


Hayirli Cuma'lar arkadaslar...
Duha suresi cagimiza bakan ve mucize sirri tasiyan bir kur'an mesajidir. Bu sure, Efendimiz (sav)'in uzuntulu bir devrinden sonra inzal olmustur ve yalniz O'na hitab etmektedir.
Efendimiz(sav) kendinden asirlarca sonra gelecek olan mu'minler adina buyuk bir endise duymus, onlarin yasayacagi zulmetli caglari Allah'in izni ile gormus, ummetin azalacagini dusunerek uzulmustu.
Fakat Cenab-i Hak, Efendimiz (sav)'e bu sure ile teminat vermis. ve bilhassa su icinde bulundugumuz cagda ki mu'minlerin imanina kefil olmustur...

Surenin ozet olarak yorumu soyledir :

Ayet 1-2 : Habibim, senin nurunu nasil bir ''duha'' ya, yani parlak ve ihtisamli bir kemale ulastirmissam; asirlarca sonra beseriyetin ''Leyl-i Seca'', yani, derin bir gece karanligi, siddetli bir vahset devresinde de mu'minlerin teminati Ben'im! Onlara bir ilim gunesi verecegim.
Kur'an'in icazi, butun ihtisami ile zuhur edecektir!

Ayet 3 : Rabbin sana ''veda'' etmedi ve ummetine cok duskun olmandan gucenmedi. Sana olan lutfu kesiksiz ve ebedidir!

Ayet 4 : Gelecek zamanlar, senin ve ummetin icin daha mukemmel olacaktir.
 islam'in istikbali aydinliktir, gelecegi, gecmisinden daha hayirlidir!

Ayet 5 : Ey Sevgili Peygamberim! Sen ummetine harissin, sana bol bol ummet verecegim; onlari tarihin her devrinde insanlarin en hayirlisi edecegim...Sen ''-Raziyim'' deyince kadar...

Ayet 6 : Seni emsalsiz bir fitrat ile yaratarak, ''vacid'' sirrim ile sonsuz mana zenginliklerine erdirmedim mi? Seni ''Mustafa'' makamindan ''Mahmudiyet'' makamina intikal ettirerek, Muhammed Mustafa (sav) hikmetine ulastirmadim mi?

Ayet 7-8 : Senin nefsinde butun ''hidayet'' sirlarini cem ederek, manevi guzelliklerin tamamini sana vermedim mi? Seni ''yalniz'' yarattim ve sonra sana insan, cin ve melek olarak, butun kainati ummet eylemedim mi?

Ayet 9-10 : Habibim! Bana ummet icin naz aleminde sitem etme; onlari, senin diledigin gibi nimetlerime gark edecegim!

Ayet 11 : Oyleyse, Rabbinin nimetlerini acikla, butun incelikleriyle ummetine bildir. ''Duha''  suresi ile de ilan ettigim ilahi taahhutlerimi onlara mujdele!..

Mana ilmiyle megul olanlar ''leyl-i Seca'' remzedilen karanlik devrin ve dogacagi mujdelenen ''ilim gunesi''nin hangi cagda olacagini merak etmislerdir. Bunun anahtari ise ''Sure-i Fil'' dedir. Zira, islam gunesi, yani asr-i saadet, Fil Vak'asi'ndan 40 yil sonra ''Duha Sirrina'' ermis; en parlak caga erismistir.

Iki Cihan Harbi'ndeki hava bombardimanlari Fil Vak'asi'ni andirmaktadir. 1940'da baslayan bu bombardimanlardan 40 yil sonra; miladi 1980, hicri 1400'de islamin ilim gunesi Duha Sirri ile parildamistir.

Nitekim Avrupa'da pek cok alim 1980'den itibaren  islamiyeti kabul etmeye baslamis; toplu halde ihtidalar da butun dunyaya hiz kazandirmistir. Yakin zamanda sifa-i serif derslerini dinleyerek Londra'da 3000 kisi ayni an da musluman oldu Hamdolsun... Bu sure beni de hayatim boyunca hep etkilemistir. Nedense hep aglayarak dinlerim ya da okurum. Goz yaslarim duramaz hic bu ayetler okundugu zaman...

Duha Suresinin verdigi mujdeler, bir bir tahakkuk edecektir insallah!

Onk.Dr. Haluk Nurbaki

iIla Edeb Ya Hu!  

Posted by Tespih Taneleri... in ,


 Ey insanoğlu! Allah’ı sevmek, Allah’a gitmek istiyorsan,maddi ve mânevi her işinde edeb ile gir, irfan ile çıkmaya çalış.  Âdemoğlunun edebden nasibi yoksa, insan değildir. Edeble süslenmeyen akıl, silâhsız kahramandır.- Edeb: Aklın dıştan görünüşüdür. Edeb: Eline, diline ve beline sahip olmaktır. Edeb olmadıkça asalet düzelmez. Edeb, şeytanı öldüren bir silahtır.

 Edeb, en hayırlı sanattır. Hakk’a giden yolun azığıdır. Edeb, olgunlaşmanın ilk şartıdır. Hakiki edeb, nefsi terketmektir. Ayıplarınızı edeble örtünüz. Hakiki güzellik, ilim ve edeb güzelliğidir. İnsanın ziyneti, edebin tamamıdır. Evlâdına edeb öğretmeyen, düşmanlarını sevindirir. Ruhen yükselmek, ancak edeble mümkündür. Akıllı, edebi edebsizden öğrenir. İlim şerefi ve edeble Âdem, melekten üstün oldu... Sohbet bir cesettir. Edeb ise, o cesedin ruhudur. Edeb; insanı her türlü hatadan koruyan bilgi ve prensiplere sahip olmaktır. Her şey çoğaldıkça ucuzlar. Fakat edeb çoğaldıkça, değeri artar. Edeb, kendisinden yükseğini çok görmemek, kendisinden aşağısını da hor görmemektir. Edeb güzelliği, kişiyi nesebe muhtaç etmez.

 Edeb, insanı utanılacak şeylerden koruyan melektir. Edeb, Rasûlullah’ın sünnetine uygun hareket etmektir. İlim elde etmek isteyen, edebli olsun. İyi amel sahibi olmak isteyen, edebli bir şekilde ilim sahibi olmaya baksın.  Muhabbet ehli, sevgi işinde iyi niyete sahip oldukça, edebleri artmaya başlar. Edeb, nefsi gerektiği şekilde terbiye etmek ve güzel ahlâk ile süslemektir. Edeb, insanın mutlak bir fazilet kaynağıdır. Edebin dostları: Hayâ, Samimiyet, Teslimiyet, Muhabbet, Niyet, İtaat, Gayret, Sohbet ve Hizmettir...

Ya Rabb! Bizleri edebli kullarindan eyle! Edep Ya Hu!

Cinar Agaci  

Posted by Tespih Taneleri... in


Cinar agaci, uzerine yuva yapan kumrularla sohbet ederken :

_''Ben Fatih'i ve onun mubarek askerlerini gormusum'' diyordu. ''Belki bu yuzden zorluk cekiyorum.''

Cinar agacina zor gelen sey, bir kac asirdan beri kucaklayip bagrina bastigi tarihi koskun yiktirilip, yerine ickili bir gazinonun yapilmis olmasiydi. Dantel gibi islenen o ahsap mimarinin yerine kondurulan ruhsuz beton kutlesi, daha temel safhasindayken agacin en guclu koklerini parcalamis ve onu can evinden vurmustu.



Yasli agac, buna ragmen dayanabilecegini tahmin ediyor ve genclik gunlerinin hatiralariyla kuvvet bulmaya calisiyordu. O zamanlar bir kalemi andiran ince dallari, istanbul'un yedi tepesini asarak semaya yukselen mehter nameleriyle serpilmis ve burclara tirmanan yigitlerin pazulari gibi sertlesmisti. Cinar agaci geceleri, o marslari mirildaniyor, fakat oglene dogru gazinodan yukselen pop muziginin gurultusuyle serseme donuyordu. Bu sesler yuzunden cevre camilerden yukselen ezanlari duyamamak da agaci busbutun cokertmisti.


Lakin cinari kahreden sey, hemen yani basinda acilan fosseptik cukuruydu. Mutfakta yikanan icki bardaklarindan suzulen igrenc sular, yarali koklerinin en ince ayrintilarini dahi kavuruyordu. Yasli agac bu aciyla kivrandigi zamanlar yine eskiye doner ve koskun son sahibini hatirlardi. Dogdugu gunden beri o koskte oturan ve bir Osmanli pasasinin oglu adam, yakinindaki camiye gitmeden once islemeli bir bakir ibrikle gelir ve mutlaka onun dibinde abdest alirdi. Cinar agaci bu sularin ''okunmus'' oldugu icin, koklerine kuvvet verdigine inanir ve namaz vakitlerini dort gozle beklerdi.                  

Cinar agacina hatirlar yetmedi. Ve uzerine yuvalanan son kumrularin da o cevreyi terk etmesinden uc-bes gun sonra, kibleye dogru yatarak devrildi.
Gazeteler bu haberi verirken :

_Dun gece yikilan tarihi cinar, meshur gazinoyu ezerek yerle bir etti, diyordu. Bilindigi gibi bu agac Fatih zamanindan kalmaydi.

Cuneyd Suavi

DEPREM ÇİÇEKLERİ UMUDA AÇSIN!  

Posted by Tespih Taneleri... in


24 Ağustos 1999 Günlerden Salı
Marmara depreminden 7 gün sonra...

Enkazın altından iki kişi sağ çıkartıldı. Bunlardan birisi 155 saat sonra Yalova /Çınarcık'ta kurtarıldı. Kurtarılan erkek çocuk 5 kilo kaybetmiş, susuzluktan dili kurumuştu. Ailecek altı katlı bir binanın giriş katında oturuyorlardı. Babası ve üç ablası depremde öldü.


O çocuk, yani İsmail ÇİMEN bugün nerede ne yapıyor dersiniz? İsmail gibi depremin yıkıntıları arasına doğan pek çok çocuğumuz bugün ne yapıyor? Nerede hangi imkanlarla yaşıyorlar, Okula gidiyorlar mı? Bir ihtiyaçları var mı? Deprem yaralarını ne kadar sarabildiler?

DEPREM ÇİÇEKLERİ UMUDA AÇSIN!

1 Milyon Kalem'de yeni bir kampanyaya daha başlıyor.

Bir milyonkalem olarak, Yeşilovacık, Dursunbey, Tokat, Ulupamir, Adıyaman derken bu sonbaharda Yalova Çınarcık'taki çocuklarımızın tuttuğu kalem, yazdığı defter olmak için hazırlanıyoruz.
Onlar bizden okul çantası istiyorlar. Çizgili ve kareli defterler. Kırmızı ve kurşun kalem. Kalemkutusu. Düş dünyalarını resimlemek için renk renk boyalar istiyorlar. Bu sese kulak verin, bir milyonkalem kampanyasına siz de destekte bulunun. Bloglarınızda banner ve kampanya linklerimizi vererek katkıda bulunun.

Göndermek istediğiniz kalem, defter, silgi, boya kalemi, kalem kutusu vb. hediyelerinizi:

Çınarcık İlköğretim Okulu

Halit Kılıç (Okul Müdür Yardımcısı)


Hasan Baba Yolu - Çınarcık - Yalova

Nakdi yardımlar için:

Yalova / Çınarcık Ziraat Bankası


Çınarcık ilköğretim okulu


Okul aile birliği hesabı


560-9858-5002
adresine yollayabilirsiniz. Gönderilerinizi takip edebilmemiz için, lütfen birmilyonkalem@gmail.com adresine e-posta ile bilgi veriniz. Lütfen gönderilerinizin üzerine "Birmilyonkalem Umut Çocukları Okulda" kampanyası notunu eklemeyi unutmayınız. Çocuk gülücüklerinde yer bulmak umuduyla.

1MK

1milyonkalem sitesi editörleri adına

Erkan BAL & A. Şebnem SOYSAL

Site Admini Genel Koordinatör

Not: Gönderiler direkt okul müdürlüğüne yapılmalıdır. Bir milyonkalem sitesi bütün kampanyalarında olduğu gibi asla yardımları kendisi kabul etmez. Bu konuda okul müdürlüğü dışında herhangi bir yere gönderimde bulunmayınız.

http://1milyonkalem.blogspot.com/2010/08/editorden-1-okul-170-umut.html

Kitapkolik.net - Kitap Odullu Yarisma  

Posted by Tespih Taneleri... in ,




Kitap bize bilmediklerimizi öğretir. Görmediğimiz yerleri tanıtır. Kitap okunduğu zaman göze, dinlendiği zaman kulağa seslenir. Kitaplar zamanımızı değerlendiren birer sevgili arkadaştır. Kitaplarla arkadaşlık küçük yaşta başlarsa bu güzel alışkanlık büyüyünce de sürer gider. Kitaplar doğruyu, güzeli, iyiyi, yararlıyı bulmamıza yardım eder. Kitaplar yaşamı sevdirir. Dünyayı güzelleştirir. Guzel ve akici konusmayi saglar...

Ben Mardin'den 9 yasinda geldim. Orda genellikle arapca konusuldugundan, sivem cok bozuktu. :( Ben orta okula baslarken kizlarin  konusmamla dalga gecmeleri cok zoruma gitmisti. Edebiyat ogretmenimiz Mehmet Emin Gullu hocama durumumu acikladim. Bana Resat Nuri Guntekin'in ne kadar eseri varsa okumami soyledi. Hamdolsun 3. kitapta konusmam epey duzelmisti. Kitap okumayi sayesinde cok sevdim bir daha da birakmadim. Resat Nuri Guntekin ile baslayan kitap seruvenim Imam-i Gazali ile devam etti ve hayatim akisi tamamiyle degisti...:)

Hatta bana kalirsa her kitabin kendi icinde ayri bir dunyasi vardir, bazen uzun bazen kisacik suren ama farkli duygular yasatan...Kitap, yazarin okuyucuya yansiyan yuzudur. Okudugunuz kitabin yazarini, bu vesile ile insanlari daha iyi anlayabiliyorsunuz, her kitap ayri bir tecrubedir bence...

Hayatimda kitaplarin cok onemli bir yeri vardir. Kitapla ilgili her turlu etkinlige her zaman varim... Bu linkte de kitapkolik.net in düzenlediği bir hediye kitap çekilişi var.

http://www.kitapkolik.net/kitapkolik-net-kitap-odullu-yarisma

Mutlaka katilmanizi oneririm...

Kitaplar sessiz öğretmenlerdir. Gellius

Kitapsız yaşamak; kör, sağır, dilsiz yaşamaktır. Seneca


Kitap, ruhun ilacıdır.


Cahil kimsenin yanında kitap gibi sessiz ol. Mevlana


Kitap hiç aldatmayan bir arkadaştır. Guilbert de pixrecourt

Kitapsiz hayat susuz col gibidir.



Olum ''Geliyorum'' Der  

Posted by Tespih Taneleri... in


Sadi, Gulistan'inda anlatir :
Bir adam, yikilan evinin karsisina gecmis bir yandan agliyor, diger yandan da ''Ah evim! Cokmeden evvel bari bir haber verseydin de ona gore tedbir alsaydim'' diye soylenip duruyormus.
Birden o harebeden bir ses yukselmis :
''Be adam! Ben yillardir sana, catlayan duvarlarim ve dokulen sivalarimla cokuyorum' diye haber veriyordum. Fakat sen, her defasinda bir avuc toprak ile cikageliyor ve o catlaklari orterek verdigim haberi adeta agzima tikiyordun.''
Hadise manidardir.
Cunku bizim apartmanimiz da suratle tahrip olmakta ve omur binamizdan her gecen gun bir tas daha dusmektedir. Ve cok insaflidir olum...Gelmeden once nice elciler gonderir de, biz bir turlu donup bakmayiz, o elcilerin bembeyaz ikazlarina...
Kac kesif kolu yollamaktadir olum, hayat topraklarimiza...
Lakin biz, ''hastaliktir gecer'' der, ehemmiyet vermeyiz bile...
Gun be gun tukenip gittigimizi gormeyiz...Omur bitmeyecek bir hazine gibi gorunur gozumuze; her seyin bir sona mahkum olduguna inanmak istemeyiz.
Zannederiz ki, ancak boyle mutlu olunabilir ve saadet denilen Anka kusu, sadece boyle bir vehmin semasinda kanat cirpabilir.
Aldaniriz, ama kabul edemeyiz bunu bir turlu...
Ve bir gun olum gelip dikiliverir karsimiza...
Sasirir ve endiseli soruveririz :
''Neden haber vermedin ki?''
Cevap vermek zorunda degildir olum...Cunku o, haberini coktan vermistir.



Related Posts with Thumbnails
Site'de Kaç Kişiyiz