Hayatı Bir Sevda Öyküsü  

Posted by Tespih Taneleri... in




Hayatını hizmete adayan Dr. Ayşe Hümeyra Ökten gittiği ilk hacdan sonra Medine'ye sevdalanmış. Duası kabul olan Ökten, her sene hac mevsiminde Arabistan'da olmuş. Ayşe Hümeyra Hanım şimdi 85 yaşında ve yılın dokuz ayını Arabistan'da geçiriyor. Necid çöllerini tır kamyonlarıyla geçen, Şam'da karda kışta gecenin bir vakti istasyonda tek başına tren bekleyen ve bunların hepsini aşk için yapan bir kadın; Dr. Ayşe Hümeyra Ökten. Dünyada bağlandığı tek aşk Hz. Peygamber (sav)'imizin aşkı. İmam Hatip Liseleri'nin kurulması için insanüstü gayretler gösteren Mahmud Celaleddin Ökten'in kızı, Prof. Sadettin Ökten'in kardeşi olan Ayşe Hümeyra Ökten'le, sosyolog yazar Nevin Meriç'in hazırladığı söyleşi kitap "Dindar Bir Doktor Hanım" Timaş Yayınları'ndan basıldı. Cumhuriyet'in ilk döneminde tıp eğitimi alıp doktor olan, henüz asistanken Kızılay'ın ilk kadın doktor görevlisi olarak hacca giden Ayşe Hümeyra Ökten'in hayatı bu yolculukla değişmiş. Medine'ye bağlanan Ökten 1960 yılından sonra Medine ve İstanbul arasında mekik dokumaya başlamış. Şimdi 85 yaşında olan Ökten, halen dokuz ay Arabistan'da, üç ay İstanbul'da kalıyor. Ayşe Hümeyra Ökten, kendisiyle yapılan bu söyleşide, babasını ve çevresini özel olarak anlatıyor, Mehmed Zahid Kotku, Babanzade Ahmed Naim, Mehmed Ali Ayni, Mahir İz, Nurettin Topçu, gibi bir döneme damgasını vurmuş ilim adamlarının hayatına dair bilinmeyen birçok anekdot aktarıyor.

MEDİNE'YE GİDEMEM DİYE EVLENMEDİ

Yaşamının yarım asrını hastalarına adayan ve tek başına bir vakıf gibi hizmet veren Ayşe Hümeyra Ökten Medine'ye gidip gelemem düşüncesiyle hiç evlenmemiş. Neden evlenmediğini şöyle anlatıyor: "Medine'ye çok bağlanınca evlilik engel olur diye istemedim. Elhamdülillah şimdiye kadar da hiç pişman olmadım. Bir de 'Ben Müslüman hanımım, günüm akşam saat dokuza, ona kadar sokakta geçiyor, böyle evin annesi olur mu? Ben erkek olsam böyle kadını istemem' diye düşünürdüm. Diğer taraftan hastalara gitmesem olmaz, zaten ucuz bakıyorum diye bana geliyorlar. 'Her eve bir anne ama yedi mahalleye de bir doktor lazım, işte o doktor ben olayım' dedim."

ALLAH DEMEK AYIPTI

Öğrenciliği yıllarında Müslüman gözükmenin ayıp olduğunu anlatan Ökten, bazı arkadaşlarının dindar gözükmeyi ikinci sınıf olarak kabul ettiklerini, hatta gizli gizli namaz kılanların bile Allah demeyip, Tanrı kelimesini kullandıklarını söylüyor. Kendisinin de üniversitede okurken başı açıkmış ve namazlarını gizli gizli kılarmış. Okuldan mezun olduktan sonra bir süre Sarıyer Verem Savaş Dispanseri'nde çalışan Ayşe Hümeyra Ökten, Ankara'dan gelen müfettişi şöyle anlatıyor. "Bir gün odamda otururken Ankara Sağlık Bakanlığı'ndan müfettiş geldi. Beni başımda pamuklu eşarpla görünce 'Doktor hanım nerede?' diye sordu. Ben de 'Buyurun efendim' dedim ve dispanseri gezdirdim. Dispanserin nizamından çok memnun oldu, teşekkür ederek ayrıldı. Ankara'ya vereceği raporda başımdaki eşarptan bahsedecek mi diye kaygılanmıştım. Fakat bahsetmemiş, bilakis 'Çalışkan, intizamlı bir doktor hanım' demiş"

SENİN NÖBETİNDE ÖLSEK

Ayşe Hümeyra Ökten'in hatıralarında hastalarıyla olan iyi ilişkileri de var. Hastalara çok hizmet edip, onları memnun ettiği için, hastalarının 'Doktor Hanım, ayağın hacca, Mekke'ye Kabe'ye varsın' diye dua ettiklerini anlatıyor. Hastalar kendisine muayene olmak, hatta onun nöbetinde ölmek istiyorlarmış: "Belli etmeden hastanın başında okurdum. Onun için 'Senin nöbetinde vefat etsek' derlerdi. Bazen hasta vefat eder ama benim hastam değil; hademeler onu soyup aşağıya indirecekler, hemen gider, 'Yavaş olacaksınız, cenazeyi sarsmadan, incitmeden, hırpalamadan yavaş yavaş yapın, yarın biz de bu yatağa yatacağız' derdim. Tabi hastalar bunları duyar, nöbetimde vefat etmek isterlerdi."

MEDİNE'YE GİDEMEZSEM ÖLÜRÜM

Kızılay'la görevli olarak ilk haccına giden Ayşe Hümeyra Ökten başına sardığı buz torbası ile hastalara bakarken 'Ya Rabbi bana her sene hac nasip et, buraya her sene geleyim' diye dua etmiş. Duası kabul olan Ökten, ondan sonra her hacda Arafat'ta olmuş. Arabistan'da oturma izni alan Ökten, bunu kaybetmemek için biri hac mevsiminde olmak üzere yılda iki defa Arabistan'a gider olmuş. Daha sonra babası da Medine'de oturma arzusu duyunca işlerinden istifa ederek Medine'ye yerleşmişler. Anne babası hayatta iken Arabistan'a altı ayda bir gidip bir ay kalıp dönen Ayşe Hümeyra Hanım'a annesi, babası ölüp yalnız kalınca 'Kızım artık gitmesen, çok gidip geldin' demiş. Hümeyra Hanım'ın cevabı ise "Anneciğim hayatta bağlandığım tek yer orası, oradan koparsam hasta olur, yıkılırım' olmuş. Annesi 'Peki git ama çok kalma' demiş ve bir daha da kimse kendisine gitme dememiş.


Emeti Saruhan

Nefsin Terbiyesi  

Posted by Tespih Taneleri... in




Yakın tarihimizin manevi büyüklerinden ve abide şahsiyetlerinden merhum Mehmed Zahid Kotku rahmetullahi aleyh Hocaefendinin, nefsin sıfat ve özelliklerini tanıtmak ve menfi tesirlerinden kurtulmak yollarını göstermek için kaleme aldığı NEFSİN TERBİYESİ adlı eseri, okuyucuların istifadesine sunuldu.

Ona göre nefsi terbiye edip ruhun emrine âmâde hale getirmenin ilk şartı günahları tanıyıp onlardan kaçınmaktır. Bu yüzden kitapta büyük ve küçük günahlar çeşitli kaynaklar esas alınarak sayılmış, kendisine has formatla yeniden sunulmuştur.Eserin bir kısmı kendi el yazıları ile ve bir kısmı da ziyaretçilerinin kâtipliği ile meydana getirilmiştir.

Daha önce çeşitli baskıları yapılan Nefsin Terbiyesi, bu baskısında ciddi anlamda gözden geçirilmiş; bir takım tashih gerektiren kısımlar düzeltilmiş; âyet, hadis, kelâm-ı kibâr ve şiirlerden kaynağı tespit edilebilenlerin kaynağı gösterilmiştir.

Herkesin kesinlikle okuyup, inceleyip hatta ezberlemesi gereken, yasamimizin huzur ve saadet icinde gecmesi konusunda, cocuklarimiza ornek olmamizda on ayak olabilecek bir eser... Istirham ediyorum arkadaslar, bu tavsiyelerimizi lutfen dikkate alin. Gercekten ahirzamanin bu son demlerinde hepimizin ciddi anlamda toparlanmamiza acil ihtiyac var. Korkuyorum arkadaslar, beklenen son umdugumuz gibi olmazsa diye ben cok korkuyorum...

Okuyucunun anlayışını kolaylaştırmak için sayfa içerisinden çıkarılan kimi anlaşılması zor kelime ve kavramların o sayfadaki geçtiği yerde ne anlama geldiği, küçük bir sözlük şeklinde hemen sayfanın kenarında verilmiştir. Eserin meydana getirilmesinde yararlanılan kaynaklar tespit edilerek, haklarında kısa bilgiler verilmiştir. Istifadelerinize sunulur...

Çimenler ve Çocuklar  

Posted by Tespih Taneleri... in




YETMİŞALTINCI YAŞ GÜNÜNDE, ihtiyar ilkokul öğretmenimi ziyarete gitmiştim. Karısı ile birlikte bahçedeydi. Öğretmenim çimenleri suluyor, karısı da çiçek saksılarının toprağını değiştiriyordu.Beni gördükten sonra, işlerine ara verdiler. Hava güneşliydi. Bahçedeki masanın etrafında oturmayı tercih ettik. Sohbete dalmışken, öğretmenimin bir komşusu gelip civardaki çocukların zaman zaman bu çimenlerin üzerinde top oynadıklarını haber verdi.

“Bunlara sakın yüz vermeyin” dedi. “Bu şartlar altında çimen yetiştiremezsiniz.”Öğretmenim, ona şu güzel cevabı verdi:

“Zararı yok efendim. Bence çocuk yetiştirmek, çimen yetiştirmekten daha önemli.”




İsmail Örgen

Bizim zamanimizda diye baslayan cumlelere alisiksiniz muhtemelen... Ancak nasil geldik bilmiyorum ama oyle bir hale geldi ki gercekten bizim zamanimizda demeden gecilmiyor sanki... Bizim zamanimizda buyumek daha kolaydi sanki... Sartlar zordu belki, hic birseye bu kadar rahat ulasilamiyorduk belki, her istedigimiz olmuyordu belki, hatta kucucuk bir odacikta bir kac kisi kalmak zorunda idik belki, hatta gidecek, gezecek ne yerimiz ne de paramiz vardi belki...Bunlari daha da cogaltabiliriz lakin mutluyduk, her isimizi kendimiz yapabiliyorduk... Annemizden babamizdan sikismadikca bir sey istemeye utanirdik Ya Hu!
Kucucuk bahcelerde, kalabalik icinde, kendi yaptigimiz oyuncaklarla cokta paylasimci bir sekilde oynuyorduk...:)) Sanki butun dunyada bizden baska cocuk yok gibi...
Evlerimizin etrafinda ki cimenliklerde kosarken, yoruldugumuz da, taze sogan, ekmek ve tuz ile piknik yaparken ki birbirimizden aldigimiz o haz tarifsiz zenginlikmis meger... Yok yok biz simdiki cocuklara nazaran cok mutluymusuz. Teknolojik herseyden uzak, yasamisiz cocuklugumuzu hamdolsun... Simdi cocuklarimiz bir karis cimenden mahrum buyuyorlar malesef...
Bir de soyle yazilara cok rastliyorsunuzdur...Lutfen cimenlere basmayiniz... Bende diyorum ki lutfen cocuklarimiz biraz cimen bulmusken oynasinlar, yuvarlansinlar, biraz da boyle mutlu olsunlar...Sevgilerimle

Osmanlı Padişahları Birer Söz Sultanıydı...  

Posted by Tespih Taneleri... in

osmanlı resimleri


Osmanlı Hanedanı'nın kültür seviyesinin ilmî ve edebî vechesinin ne boyutta olduğuna bir misâl vermek istiyorum bugun. Sırf manzum yazışmalardan seçtiğim şu bir tanesini arzediyor yorumu okuyucuya bırakıyorum. Ârif olana bir işâret kâfî.
Osmanli hakkinda cok seyler yazilip ciziliyor velakin tarih ortada Ya hu! Gercekler Hakk'in yaninda gizli kayitlar arasinda da olsa herkesin verecegi bir hesap gunu vardir elbet...
Helallesecegimiz buyuk gun...
Onlarin yetismeleri, kultur seviyeleri, basarilari, terbiye ve ahlak guzellikleri vs. alenen ortada dahi olsa, insanlar hep gormek istediklerini, duymak istediklerini tercih ediyorlar...
Kim ne derse desin Osmanli iste bu...

KANUNİ VE BAYEZİD'İN NAZİRELERİ

Şehzade Bayezid babası Kanuni Süleyman'a veliahtlık meselesinde isyan edince Kanuni Sultan Süleyman Han oğlu Bayezid'i kovuyor. Pişman olan Bayezid babasına bir nazım yolluyor.

Baba ile oğul arasındaki bu nazirelerden bir bukle:

"Ey serâser âleme (bütün cihana) sultan Süleymanım baba


Tende canım, canımın içinde cânânım baba


Bayezidine kıyarmısın benim canım baba


Bî günâhım (günahsızım) Hak bilir devletlü sultanım baba


Sanki mecnûnum bana dağlar başı oldu durak


Ayrılıp bil cümle mâl-ü mülkten düştüm ırak


Dökerim gözyaşını vâ hasretâ dârül-firâk (vah ayrılık hasretine)


Bî günâhım Hak bilir devletlü sultanım baba


Bir nice mâsumum olduğun şehâ bilmez misin


Anların kanına girmekten hazer kılmaz mısın (sakınmazmısın)


Yoksa ben kulunla Hak dergâhına varmaz mısın


Bî günâhım Hak bilir devletlü sultanım baba


Kânûni Sultan Süleyman'dan Şehzâde Bayezid'e ise şöyle bir cevap:gider

"Ey demâdem (bâzen) mazhar-ı tuğyân-u isyânım (baş kaldıran) oğul


Takmayan boynuna hergiz (aslâ) tavk-ı fermânım (ferman tasmasını) oğul


Ben kıyar mıydım sana hiç Hânım oğul


Bî günâhım deme bâri tevbe kıl cânım oğul


Rahm-ü şefkat zîb-ü îman (iman süsü) olduğun bilmez misin


Ya dem-i mâsumu (masum kanı) dökmeden hazer kılmaz mısın (çekinmezmisin)


Abd-i âzâd (bağışlanmış kul) ile hak dergâhına varmaz mısın


Bî günâhım deme bâri tevbe kıl cânım oğul


Tutalım iki elin baştan başa kanda ola


Çünki istiğfâr edersin biz de affetsek nola


Bayezidim suçunu bağışlarım gelsen yola


Bî günâhım deme bâri tevbe kıl cânım oğul"

Fazla söze ne hâcet. Her şey ortada. Yine ecdâdın dediği gibi diyelim: "Kelâm-ı kibâr, kibâr-ı kelâmdır." (Sultanların sözleri, sözlerin sultanıdır)
Ne kadar hos, ne kadar nazenin, ne kadar da incelermis degil mi?
Kur'an ve sunnet guzegahinda ilerleyince zaten baska ne umulur ki?

Derin Sevdalar...  

Posted by Tespih Taneleri... in



                                         Sığ suları en hafif rüzgarlar bile coşturabiliyor.


                                         Derin denizleri ise ancak derin sevdalar..


                                    Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her sey susuyor.


                                        Anladım ki susan her şey derin ve heybetli…





                                                             Şems-i Tebrizî

Ne o sende mi şikayetçisin nefsin elinden?  

Posted by Tespih Taneleri... in





...İmdi her kim imân eder ve nefsini ıslah ederse artık onlar için bir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır. [En'âm, 48]


Nefs elinden âvâreyim


Hırs elinden bîçâreyim


Gayrı kime yalvarayım


Al gönlümü senden yana

Dâim sen ol dilde sözüm


Seni fikreylesin özüm


Gayriye bakmasın gözüm


Al gönlümü senden yana


Ey latîf canım! Ey benim cihânım! Şu ağır uykudan seni uyandıracağım. Ey aşka talib olan! Kalk hadi artık, hem acele et biraz. Bak su sesi geliyor. Sen susuzsun ve uyuyorsun. Utanmadan, sıkılmadan senden borcumu isteyeceğim. Sen de bilirsin ki, ben, her Cuma kapınıza dayanan aman bilmez, insafsız bir alacaklıyım.


Sendeki seni, O'na varmana mâni olan ben(liğ)i haber vermeye geldim. Hiç gam yeme, ben senin gönlünde toz görürsem onu gözyaşlarımla yıkar, temizlerim. Ne o sende mi şikayetçisin nefsin elinden?!


Neden şekvâ bu nefsinden revâ mı bilmemek kıymet

Hüday-ı Zülcelal'dendir sana o pek büyük nimet...

Yitirdiğimiz Değerlerimiz  

Posted by Tespih Taneleri... in

ImageShack, share photos, pictures, free image hosting, free video hosting, image hosting, video hosting, photo image hosting site, video hosting site





Son on yıl hem ülkemiz hem de dünya açısından çok hızlı bir kirlenmeye neden oldu.

Bilgisayar ve iletişim çağı tüm mahremlerimizi, manevi değerlerimizi elimizden almaya başladı.

Gözümüzden sakındığımız bizi biz yaptığına inandığımız ahlak, dürüstlük, sevgi, saygı gibi kavramlar içi boş

birer kelime olmaktan öteye geçemez hale geldi.
Ağzımızın söylediğini yüreğimize söyletemiyoruz.


Gönül yaramıza derman bulamıyoruz.


Gönlümüzde ve yüreğimizde başlayan, oradan hayatımıza yayılan bu hastalıklar güzel dünyamızı kirletiyor.


Ruhumuz kirleniyor.


Eskiler hep dürüstlükleri, sadakati anlatırlardı.


Ahde vefanın ne değerli bir haslet olduğundan bahsederlerdi.


Saygının, sevginin hayatlarına kattığı manevi güzellikleri saya saya bitiremezlerdi.


Bir kuru ekmeği bölüp muhabbetle yediklerini gururla söylerlerdi.


Şimdi bu güzellikleri aramak için bir muma bile muhtacız.


Ummanda rotasını kaybetmiş, kağıttan gemiler gibi bir oyana, bir bu yana sürüklenip gidiyoruz.

Toplum büyük bir buhranın eşiğinde
Geceler bile kirlerimizi, günahlarımızı örtemiyor.


Yüreklerimizdeki inanç pırıltıları birer birer sönüyor.


İçimiz zifiri karanlıklar gibi, küçücük bir kıvılcıma bile hasret.


Bir kıvılcım…


Bir yürek sızısı…


İçten bir tövbe…

Ve kendine geliş…

Yeniden diriliş…


Yeniden ayağa kalkış…


Haydi! Ey sokak…


Haydi! Ey şehir…


Haydi! Ey insan…

Kainatın en şereflisi.


Titre tefekkürünü kuşan.


Ve aslına dön.
Kirlerinden arın…


Tüm kötülüklerini, seni kötüye götürenleri terk et.

İyiliklere ram ol.


Her an her saniye kutsal kitabın sorduğu soruyu sor kendine;


NEREYE BU GİDİŞ?



Zafer Sevil

Artik hayat siyah beyaz...

Biz mi Meslek Sahibi Olduk Yoksa Meslekler mi Bize Sahip?  

Posted by Tespih Taneleri... in



Benliğimle baş başa geçirdiğim her an, üzerime bir kum tanesi düşüyor. Kabul! Savaşı ‘meslek ilkeleri’ kazandı, hayaller kaybetti…Yok işyerine zamanında yetişeyim, aman trafik olmasın da azar işitmeyeyim, hazır fırsat bulup yemek arasında dışarıya çıkmışken bankadaki işlerimi de halledeyim derken hava kararmaya başladı ve günün sonuna geldik yine. Hoşçakalın sevgili mesai arkadaşlarım, yarın aynı saat diliminde, aynı koordinatlarda ve aynı meseleleri görüşmek üzere…
Çok şükür! Bir adım, bir adım daha ve nihayet son adımda kapının önündeyim, hâliyle nefes nefeseyim. Kim bilir kaç kez aşındırmışımdır bu basamakları, kim bilir kaç kez yakınlaştırmışlardır beni evime ya da azar azar uzaklaştırmışlardır hedeflerimden. Henüz karar veremedim; bu nedenle onlara minnet mi duymalıyım yoksa hiddetlenmeli miyim?

Çantamın içinde benimle saklambaç oynamaktan zevk alan anahtarımı, köşede sobelemeyi başardıktan sonra nihayet evin içine girebildim. Koltuğa boylu boyuna uzandım ama bir türlü rahatlayamadım, kaslarım kaskatı sanki ayaklarımda hâlâ ayakkabı varmış gibi. Tik tak, tik tak…Off!
Yine sıkmaya başladı. Bir an önce kurtulmak istiyorum, bileğimi çepeçevre saran saat kordonundan.Gündüzleri, kolumda saat var mı, yok mu farkında bile değilim, nedense akşamları rahatsız ediyor, varlığı beni. Deri kayışından çekerek, gözümden en uzak yere bırakmak istiyorum.
Ne ard arda dizili rakamları, ne akrebi ne de yelkovanı göresim var.Vakitten de dakiklikten de arınmalıyım artık…Bugün nasıldı? Diğerlerinden farklı mıydı? Bilmem… Yine oradan oraya koşturdum durdum işte!Birkaç telefon görüşmesi yaptım.Hımm! Bir de ajandama kayıtlı yapılacaklar listesine, çizik attım.Bunların hepsi kendim içindi, başkaları adına ise… Elde var, kocaman sıfır!

Farkındayım, günler geçip giderken, ideallerim yavaş yavaş buharlaşıp gidiyor.Yıllar boyunca didindim durdum, meslek sahibi olabilmek için… İlkokuldu, liseydi, üniversiteydi derken sonuçta ne oldu?
Meslek mi bana sahip oldu, yoksa ben mi meslek sahibi oldum? Mutlu değilim çünkü küçükken onlara bakarak ‘Büyüyünce asla böyle olmayacağım!’ dediğim insanlara benziyorum gün be gün.Nedense çocuklara karşı fazla hoşgörülü değilim.Küçükken benim gibi davrananlara çok kızardım, onlar yüzünden hep ağlardım.Eskiden daha cesaretliydim, daha duyarlıydım, daha iyi niyetli ve hareketliydim.Oysa…
Yaşım ilerledikçe, daha dar alanlarda hareket etmekteyim.Her an, evet, benliğimle baş başa geçirdiğim her an, üzerime bir kum tanesi düşüyor.Ağırlaşan bedenimin içinde, ruhum giderek durağanlaşıyor.Maalesef kolay yolu seçtim yani enerjimi, dertlerime, ihtiyaçlarıma hapsettim.Kendim ettim, kendim buldum.Bu yüzden asla şikâyet etmemeliyim.Celladım, aynadaki suretim…

Kabul! Savaşı ‘meslek ilkeleri’ kazandı, hayaller kaybetti. Üzerimdeki kum tanelerinin sayısı zaman içinde çoğalırken, bakışlarım, yüzümdeki ifade değişti.‘Böyle mi olacaktı?’ şarkısının tınısı hep kulağımda, Sistemin içine hapsolduktan sonra her şeyi bırakıp gitmek sanıldığı gibi kolay değil…Sakın! Sakın ola pes ettiğimi zannetmeyin. Evet, kolaycılığı seçtim ama hâlâ zor olanın peşindeyim.
Görürsünüz, bu bedeni terk ederek, başkaları için yaşayacağım. Ne zaman mı?İlk fırsatta, yolumun üzerindeki ilk durakta inip ciğerlerime derin bir nefes çektikten sonra YENİDEN BAŞLAYACAĞIM.

Melda Bekcan

Sultan Olmak Boyle Birsey iste!  

Posted by Tespih Taneleri... in





Bir Selçuklu sultanı Mevlânâ'yı ziyarete gelmişti. Çevresindekilerin derin saygılarını görünce :

-Efendi Hazretleri dedi, sizin sultanlığınız bizim sultanlığımızdan ileridedir!. Mevlânâ :

-Öyledir dedi, sizin sultanlığınız dünyada biter, bizim sultanlığımız ahirette başlar.

Ates-i Ask ile Yansin Bu Gece Gonuller...  

Posted by Tespih Taneleri... in

ImageShack, share photos of kandil, kandil kartları, kandil resimleri, e-kart, share pictures of kandil, kandil kartları, kandil resimleri, e-kart, share video of kandil, kandil kartları, kandil resimleri, e-kart, free image hosting, free video hosting, image hosting, video hosting.


Akşamların ardında sabahın sesi var


Kışlarda da bir gizli bahar müjdesi var


Vuslatların ardında ne var, sorma fakat


Hicranda senin vuslatının hissesi var!

Ay yüzlü sevgili gelince, canın ne değeri kalır, onun yanında can kim oluyor?
Gün doğunca, artık gece bekçisinin işi bitmiştir; ona gerek yok! Ayın aylık etmesi, ışıklar saçması, gökyüzünde rahatça dolaşıp durması için güneş ona lütufta bulunur, geceleri kendini gizler, görünmez olur!
Ey gönül! Sen de bu dünya evinden kaç git; bu kirli ev, seni rahatsız ediyor, seni sıkıyor!
Aslında bu ev, bizim evimiz değildir; bu ev bize yabancıdır! Aklını başına al da, döşemesi gökyüzü olan bir gül bahçesine, bir eyvana git!
Bu dünya, yaşanacak bir yer değildir!
Bu dünyada birbirleri ile savaşan insanlar ki barıştıkları zaman bile, gönülleri kinlerle doludur. Bu dünyanın sabahı bile yalancıdır! Çünkü, sabahının arkasında gece gizlenmiştir; burada sonsuz sabah yoktur!
Dünyanın bu çeşit aldatıcı sabahları Hakk yolunda yürüyüp giden kervanları helak edegelmiştir!

Ey Rabbimiz, Gece ve gündüzden oluşan vakitlerimizi zikrinle canlandır, bizi kendi yolunda, hizmetinde tut ve amellerimizi kabul gören, rağbet edilenlerden eyle öylesine ki artık bütün amellerimiz ve zikirlerimiz tek zikir şekline dönüşsün ve bütün hallerimiz senin hoşnutluğunda, senin hizmetinde geçsin ta ki bir ucu cennet ve cemâline varana dek...


Ey Rabbimiz bizleri yalancı dünyanın, imtihan tecellîleri karşısında ihlâsını koruyan, firâset ve basîret sâhibi, takvâ ehli âşık-ı sâdık kullarından eyle! Dünya ve ukbâyı sâlih kullarına gösterdin gibi hakîkî yüzüyle görebilmemizi, her hâlükârda kalben âhirete dönebilmemizi lutf u kereminle ihsân eyle!


Ey dileyenlerin imdadına yetişen! Ey sadık kalplerin dostu! Ve ey alemlerin Rabbi! Ey ismi deva, zikri şifa ve itaati zenginlik olan! Sermayesi ümit ve silahı ağlamak olan bizlere merhamet eyle...

Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin

Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da huzur bulasınız efendim...

Dualar da bulusmak umidi ile...

Mevlid Kandiliniz Mubarek Olsun...

Related Posts with Thumbnails
Site'de Kaç Kişiyiz