Ayrılığın Resmi  

Posted by Tespih Taneleri... in



Baştanbaşa koca bir ayrılıktır dünya. Yalnızca biz değiliz aslında ayrılıklarla sınanan. Ayrılıklar üzerine kurulu bir dünyadır üzerinde yaşadığımız. Baktığımız her yerde bir ayrılık masalı yaşanır yenibaştan ve aralıksız.


Adına hayat dediğimiz şey, iki ayrılık arasına sıkıştırılmış bir dünyada, misafir olduğunu unutmadan, unutamadan dolaşmaktır. Ayrılıkla başladığımız hayata ayrılıklarla veda ederiz. Bu yüzden ayrılığa yakılmış her türkü, ayrılık hüznüyle söylenmiş her şarkı ve yazılmış her şiir, kaç yaşımızda ve nerde dinlersek dinleyelim, titretir ruhumuzu. Uzun bir ayrılıktır insan, kalbi kendi yalnızlığına gömülü...

Ayrilik iste nasil tarif edilir ki? Hayatimizin her deminde farkli farkli yasanan ayriliklar...
Kimisi umursanmasa da, kimisi de ic acitan, yurek yakan ayriliklar...
Ayrilik iste adi gibi kendide soguk...
Caresiz kaldigimiz her ayriligin sonunda Rabb'im hayirlarla karsilastirsin umidiyle...
Sevgilerimle...

Hayirli Cuma'lar Arkadaslar...  

Posted by Tespih Taneleri... in

  
 Ben yürürüm yane yane
                                                               Aşk boyadı beni kane
                                                               Ne âkilem ne divâne
                                                               Gel gör beni aşk neyledi
                                                               Derde giriftâr eyledi

Ey sevgili, sen ab-ı hayatsın, sen manalar denizisin; biz susamışlar sana geldik, bize su ver! Ey can deryası, bizim balık gibi olan canlarımız seni istiyor. Denizden ayrı düşen balık yaşayabilir mi? Bize acı, bizi suya kandır! Biz, ayrılık yollarına düştük, çok sıkıntılara katlandık, sonunda sana kavuştuk, yol armağanı olarak sana zavallılığımızı, acizliğimizi getirdik, biz susuzuz bize su ver! Aşk yolunda zavallı akıl, şüphelere, vesveselere düştü. Sen şüpheleri giderensin bize su ver, bizi kurtar! Aklı yarım olan, senin aşkınla ne yapar? Seni gereği gibi sevmemiz için o aklı da bizden al! Çünkü sen, akıllıları aciz bırakansın, bize su ver! Bizim aşk susuzluğumuzu gider.

Muhabbet-i Ehli beyt-i Mustafa üzerlerimize sâyebân,
Vakt-i şerif, sebeb-i gufran, aleme bayram olan Cuma,
ömür ve şahsiyetlerimiz, ahir ve akibet,
zahir ve batınlarımız hayrola,
Aşk ola, aşk ile dola, Aşkullah,
Muhabbettullah, Marifetullah,
Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola erenler
Umalım ki Mevlam söylediklerimizi önce bize duyursun,
sonra ihtiyacı olanlara tesir buyursun. . .

Sözü çok olanın, yalanı dahi çok olur imiş;
Yüksek müsaadelerinizle
Uzun uzun secdelerde
Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin
Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da
huzur bulmaniz umidiyle efendim...
Sevgilerimle...

Gurbet Gulu  

Posted by Tespih Taneleri... in

         
                                                  
                                                Ben gurbette degilim,
                                                                                gurbet benim icimde...

ZÜLKARNEYN (A.S.) VE HÜKÜMDAR  

Posted by Tespih Taneleri... in


Zülkarneyn (a.s), ölüm endişesi ve nefs engelini aşmaya çalışan bir kavme

uğradı. Oradaki insanların elinde dünya serveti namına bir şey yoktu.

Rızıklarını sebzeden temin ederlerdi. Sebzelerini korumakta çok ihtimam

gösterirlerdi. Ayrıca bu kavimde herkes kendi mezarını kazar, hergün

mezarını temizler ve ibadetlerini burada yapardı. Zülkarneyn (a.s.),

bunların hükümdarlarını çağırttı.

Hükümdar:

"Ben kimseyi istemiyorum. Beni isteyen de yanıma gelir." dedi.

Zülkarneyn (a.s.), bu söz üzerine hükümdarın yanına giderek:

"Ben seni davet ettim, niye gelmedin?" dedi.

Hükümdar:

"Sana bir ihtiyacım yok, olsa gelirdim." cevabını verdi.

Bunun üzerine Zülkarneyn (a.s):

"Bu haliniz nedir? Sizdeki bu hali kimsede görmedim." deyince hükümdar:

"Evet biz altın ve gümüşe kıymet vermiyoruz. Çünkü baktık ki, bunlardan bir

miktar, bir kimsenin eline geçerse, bu sefer daha fazlasını isteyecek ve

huzuru bozulacak. Onun için dünyalık peşinde değiliz." dedi.

Zülkarneyn (a.s):

"Bu mezar nedir? Neden bunları kazıyor ve ibadetlerinizi burada

yapıyorsunuz?" diye sordu.

Hükümdar:

"Dünyalık peşinde koşmamak için bunu böyle yaptık. Mezarları görüp de oraya

gireceğimizi hatırlayınca, her şeyden vazgeçeriz." dedi.

Zülkarneyn (a.s.):

"Niçin sebzeden başka yiyeceğiniz yoktur? Hayvan yetiştirseniz, sütünden,

etinden istifade etseniz olmaz mı?" dedi.

Hükümdar:

"Midelerimizin canlı hayvanlara mezar olmasını istemedik. Bitkilerle

geçimimizi sağlıyoruz. Zaten boğazdan aşağı geçtikten sonra hiç birinin

tadını alamayız." diye cevap verdi.

Turkiye'nin ilk Dergi Fuari  

Posted by Tespih Taneleri... in


Türkiyenin ilk dergi fuarı 20 ekimde açılıyor.


20-24 Ekim tarihlerinde İstanbul Sultanahmet'te Kızlarağası Medresesi


Fuarın ilk günü Türkiye'de dergiciliğinin dünü bugünü üzerine önemli bir panel gerçekleştirilecek. Ali Bulaç, Mustafa Armağan, Ali Ural, Metin Karabaşoğlu, Hamza Türkmen gibi isimler Edebiyat, Tarih ve Düşünce dergiciliği gibi başlıklarda sunumlar yapacaklar.
Halen yayın hayatına devam eden 40 dergi bu fuarda okurlarıyla buluşacak. Fuarı ziyaret eden okurlar, editöründen yazarına takip ettikleri dergilere emek veren insanlarla tanışma, birbirinden farklı dergilerin düzenleyeceği etkinliklere katılabilme gibi birçok imkanı bir arada bulabilecekler. İlgilisi için, yaklaşık 300 derginin nüshalarından oluşan kapanmış dergiler ve fanzin dergiler sergileri de fuar boyunca devam edecek.

AÇILIŞA ÖNEMLİ PANEL

Açılışı 20 Ekim Çarşamba günü saat 14:00'de yapılacak olan fuarda bir kısım söyleşiler, konferanslar düzenlenecek. Fuarın ilk günü Türkiye'de dergiciliğin dünü bugünü üzerine önemli bir panel gerçekleştirilecek. Ali Bulaç, Mustafa Armağan, Ali Ural, Metin Karabaşoğlu, Hamza Türkmen gibi isimler Edebiyat, Tarih ve Düşünce dergiciliği gibi başlıklarda sunumlar yapacaklar.

Perşembe günü, fuar ziyaretçilerini saat 13:00'da Çağrı Cebeci ile çizgi saati ve saat 16:00'da Dr. Ebubekir Sifil'in konuşmacı olarak katılacağı Türkiye'de ilmi dergicilik konferansı bekliyor.

Cuma günü, saat 14:00'da Tasfiye Dergisi'nden Ahmet Örs'ün Edebiyat ve Direniş konulu konferansı ve 17:00'da Bizim Aile Dergisi programı var.

Cumartesi günü Hüsrev Hatemi ile Sibel Eraslan konferansı, Yasir Eryılmaz'ın karikatür saati ve M. Lütfi Arslan'ın konferansı yer alıyor.

Kendini Bulmak İmtihanı  

Posted by Tespih Taneleri... in

Bu zaman insanların kendini akıntılara kaptırdığı bir zaman... Kaygıların dirençlere dönüşemediği, kargaşaya kapılıp gittiği bir zaman... Ayakta kalmak bir dert... Kendin gibi olmak bir dert... İçinde bir dünya taşımak bir dert... Herkes gibi olmaya, sırayı bozmamaya, farkının peşine düşmemeye razıysan mesele yok. Ama değilsen işin zor. Endişelerine sahip çıkmak, hassasiyetlerini canlı tutmak, kendi zevklerini geliştirmek istiyorsan zor bir hayat bekliyor seni. Göğüslemen gereken pek çok şey olacak. Her gün, her saat... Akıntıya karşı kürek çekmek zordur, kulaç atmak daha da zor... Koyverirsen kendini kolaylaşır her şey... Bunca güçlüğe katlanman, bunca sıkıntıyı göğüslemen gerekmez o zaman. Ama ne kalır geriye senden? Herkes gibi olursun da, ne kadar benzersin kendine? Aklın ne işe yarar? Kalbin ne için atar? Bir idrake sahip olabilir misin? Bir zevke, sana özgü bir inceliğe? Yaratılışına bak, ne çok şey var seni diğer insanlardan ayıran. Bir başkasıyla karıştırılma ihtimalin var mı hiç? Ben benim, sen sensin, o da o! Aynı şablondan çizilmedik, aynı tornadan çıkmadık, aynı makasla kesilmedik. Hepimiz kendimize özgüyüz! Kaşımız, gözümüz, simamız, edamız bize ait... Elimiz, kolumuz, halimiz, hareketimiz bize özgü... Benzeri varsa bile aynısı yok hiçbirinin. Fiziki olarak bu kadar farklıyken birbirimizden, bundan çok daha derin, bundan çok daha zengin olan ruhlarımızın aynılaşmasına nasıl ikna olabiliriz? Kim razı edebilir bizi buna? Nasıl teslim olabiliriz böyle akıldışı bir tezgâha? Hal böyleyken, hakikat buyken, nasıl oluyor da kapılıp gidiyoruz herkesi aynılaşmaya sürükleyen akıntılara? Durup düşünmediğimizden... Kendimizle yüzleşmediğimizden... Dışımızdaki dünyaya teslim bayrağını çekip içimizdeki dünyaya yüz çevirmemizden... Bizi biz yapan içimizdir, dışımız değil! Biz içimizden kotardığımız bir "kendine özgülük"le çıkarız dışımızdaki dünyaya. Orada varolabilmemiz de, orayı zenginleştirebilmemiz de böyle mümkün olur ancak. İçimizin bütün kapılarını sıkı sıkıya kapatarak kendimizin yabancısı olmak, bizi insan olmaktan uzaklaştırır ister istemez. Bir veri olur kalırız, nefes alıp veren bir eşya...


Kendinden bihaber kalmak, bu hal üzere kitleye kitlenip kalmak, sürüyü büyütmek olur sadece. Sürü kavramı insanlar için icat edilmemiştir. İnsanlar güdülmezler, güdülenmezler. İnsanlar ruh sahibidirler, akıl, kalp ve vicdan sahibidirler. İnsani asgari müşterekler olmakla birlikte her insanın herkesten farklı olduğu yönleri vardır mutlaka. İnsanı özel kılan budur. İnsanları değnekçilerle, çobanlarla yönetemezsiniz. Oradan oraya şuursuzca yöneltemez, sürükleyemezsiniz. İnsanları akıntılara zorlayamazsınız. Eğer böyle değilse vaziyet, eğer yutmaya başlamışsa akıntılar herkesi, o zaman insanı aramak gerekecektir yeniden. Çünkü her şeyi akıntılarla ifade edebildiğiniz bir zamanda yaşıyorsanız, insan kayıptır. Böyle bir zaman insanın insanlığının tedavülde olmadığı bir zamandır ancak. Herkes kendini keşfe çıkmalıdır yeni baştan. İnsanlar insanlığı aramaya çıkmalıdır. Kendimizi bulmakla bulabiliriz insanlığı yeniden. Kendimize dair, aklımıza, duygularımıza, vicdanımıza, zevklerimize, idrakimize şeylerin izini sürmektir en önemli işimiz. Bu zaman, böyle bir imtihanın er meydanıdır. Yoksa akıntılar sadece varlıklarımızı değil, hayatı da sürükleyecek karanlık denizlere!


Gökhan Özcan

Bir Tasta Sen At !  

Posted by Tespih Taneleri... in


Bir taş da sen at dostum, şeytanın arkasından.

Durmadan taşlanan şeytanın arkasından... Oğlunu kurban etmek fikrinden döndürmek için yoluna çıkan şeytana Hz. İbrahim'in taş attığı gibi, sen de bir taş fırlat, seni ülkünden Allah yolundan çevirmek isteyenlere, inkâra, şüpheye, inanç, akıl, duygu ve eylem sapıtmalarına. Bakışın bir taş gibi kırıcı olsun büyü bağlarını. Batıdan ve kuzeyden gelen akıntılara, bulanık ve kirli sulara bir taş at. Yüzlerine toprak saç yalancıların, kandırıcıların. Öyle bir toprak saç ki, senin samimiliğinden ötürü Allah o toprağa Büyük Peygamber'in Bedir'de düşman yüzüne saçtığı toprağın gücünden ve gücünün bereketinden bir nasip versin. Öyle at ki, Kutlu Kitab'ın: "Attın attın ama sen atmadın, sen atmadın Allah attı, Allah attı" sözü bir kere daha gerçekleşip gözler önünde mucizesini gösterebilsin. Bilginle, düşüncelerinle, emeğinle böyle oklar at, böyle taşlar fırlat medeniyetini yıkmaya gelen etkilere.

Sen de bir taş at arkadaşım, Hac yolcularının Mina'da attığı taşlar gibi, kötülüğün, yıkıcılığın, çöküntünün, kötümserliğin, kendi medeniyetine aykırılığın arkasından. Kendini inkâr edişin önünden ve arkasından... Sen at ki seninle birlikte melekler de atsınlar. Asıl atılacak taşlar, bu manevi taşlardır. Bu taşlar atılmadı mı Hac'da atılan taşların şeytana değeceği, şeytanı yaralayacağı şüphelidir. İlkin içindeki şeytana, sonra çevrendeki şeytana, sosyal şeytana, tarihi şeytana gerekli taşları atacaksın. Hac'daki atış, artık son atış olacak ve şeytan işte o zaman kökünden yenilmiş ve yıkılmış olacak.

Ve sen Allah'ın huzuruna, Kâbe'de şeytanı yenmiş olarak çıkacaksın. Ama her yerde Allah'a inançsızlık, taşlarını değil toplarını atarken, Kur'an'a ve Peygamber'e saygısız, karanlık diller uzanırken, her yerde Müslümanlar ve Müslümanların hakları çiğnenirken, Müslüman ülkeler doğudan batıya türlü esaretler altında kıvranırken, tarih yıkılırken, haysiyet ayaklar altında ezilirken, sen bütün bunlara kayıtsız kalır da sadece Hac görevinde şeytanı taşlamakla bütün ödevini yerine getirdiğini sanırsan, aldanmış olursun ve sana ilk gülecek olan işte yine şeytan olur.
Hz. İbrahim putları devirdi ve ateşe atıldı. Ateşten geçti. Oğlunu, aldığı buyruğa uyarak Allah'a kurban etme yoluna düştü ve işte o en kritik anda şeytan gözüktü, İbrahim'i yoldan çevirmeye çalıştı. İşte o vakit Hz. İbrahim şeytana taş attı ve şeytanı yendi. Hz. Peygamber de Bedir'de düşmanın gözüne toprak saçtı. Sonra Kâbe'yi ziyaretinde o taşı attı ve şeytanı yendi.

Fakat sen hangi ateşten geçtin? Hangi manevi ve maddi silahınla vuruştun İslam'ı yıkmaya çalışan akımlarla? İki yüzyıllık bir savaşta neyini kurtardın Batı'nın elinden? İşte dostum, Hac yolcusu olsan da, olmasan da bütün bunları düşün ve ruhunun en derin noktalarını yokla ve orada çelikten sert bir taş bulabilirsen, dedelerimizden miras bir inanç kayası kalmışsa onu fırlat şeytanın arkasından. Her türlü şeytanın arkasından...


Kitapların, yazmaların, sahafların içinden... Müzelerden, saray, kümbet, türbe ve çeşme kalıntılarının aralığından, hicret takviminin ortasından, kendi saatinin tiktaklarından, dedenin kavuğundan, serhat türkülerinden, mehter seslerinden taşlar fırlat karanlığın üstüne.


Mina'da atacağın taşlardan önce bu taşları atmak gerek. Bir inkârcı şairin karşısına bir inanan şair fırlatacaksın. Bir düşman bilgin karşısına bir dost bilgin çıkaracaksın. Tekniğin karşısına tekniğinle çıkacaksın. İnsanın karşısına insanınla çıkacaksın. Namazın, orucun, sabrın, tevekkülün, alçakgönüllülüğün, fedakârlığın ve feragatin, erdemin ve iyiliğin, yüceliğin ve inceliğin, hep şeytanı ve şeytan yolcularını taşlayan sana bağışlanmış ilahi armağanlardır.

Sen bu taşları iyi kullan. Bu taşlardan bir yapı örülecek ileride sana ki orada ebedi mutlu olarak kalacaksın. Yaratanı görerek ve görme mutluluğuna gömülmüş olacak kadar görerek...


SEZAİ KARAKOÇ, KIYAMET AŞISI

Kacirmayin !  

Posted by Tespih Taneleri... in


Dursun Gürlek ile Târih ve Kültür Sohbetleri


Konu : İstanbul'un ortası: Beyazıt ve çevresi Tarih : 16 Ekim 2010 Cumartesi, saat: 16.00Yer : Köprülü Mehmet Paşa Medresesi, Çemberlitaş
 
Insana hem kisisel, hem sosyal, hem de tarihsel anlamda cok sey kazandiran bu konferansi imkani olanlar mutlaka kacirmasinlar... Muthis keyifli bir sekilde suren sohbette, zamanin nasil gectigini anlamazsiniz...Hele bir de tarihi bir ortam olunca gercekten doyumsuz bir sekle donusuyor her sey.... Sevgiler

Hz Peygamberin Öğrettiği Dualar  

Posted by Tespih Taneleri... in


Hayirli Cuma'lar arkadaslar...Canlar cani, gonuller sultani, iki cihan serveri, guzeller guzeli Efendimiz (sav)'den daha once bazi dualar yayinlamistim. Bugun de devam edelim kabule sayan aminlerle insallah...
Bu arada evimde tadilat baslamasi hasebiyle bazen sitede aksakliklar oluyor ya da yorumlariniz gec yayinlaniyor, bazen de ben cevap yazmakta gecikebiliyorum...Bu aralar beni mazur goreceginizi umuyorum. Hepinize degerli yorumlariniz icin cok tesekkur ederim. Lutfen beni de dulariniz da unutmayin.

Kur'an'da birçok ayette Efendimiz, sallallahu aleyhi vesellemin dualarından bahsedilmektedir. Peygamberimizin Kur'an'da bildirilen dualarından biri şöyledir:
"De ki: 'Ey mülkün sahibi Allah'ım, dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü çekip-alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; hayır Senin elindedir. Gerçekten Sen, her şeye güç yetirensin." (Al-i İmran Suresi, 26)

Hz. Peygamber, duayı öğretiyor!

Muaz bin Cebel radıyallahu anh anlatıyor:
 "Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, yanından geçerken: "Ey Rabb'im! Senden sabır istiyorum" diye dua eden bir kişiye: "Sen Allah'tan bela istemiş oldun; bunun yerine O'ndan sağlık ve âfiyet dile" buyurdular.

Başka bir gün de bir adamın: "Rabb'im! Senden nimetin tamamını istiyorum!" dediğini duydular. Bunun üzerine ona: "Ey insanoğlu Sen nimetin tamamının ne olduğunu biliyor musun?" diye sordular.Adam: "Hayır bilmiyorum ey Allah'ın Resulü! Fakat ben bununla hayır talep ediyorum" deyince de "Nimetin tamamı, ateşten (cehennemden) kurtularak cennete girmektir" buyurdular.Adamın birinin: "Ey celal ve ikram sahibi olan Allah'ım!" diye dua etmekte olduğunu işittiklerinde ise ona: "Senin duan kabul olacaktır. Allah'tan dilediğini iste!" buyurdular. [Kenz]

Dua'nın ilk işi; adab!

Ebu Ubeyd aktarmıştır:
Hz. Ömer bir gün adamın birinin fitneden Allah'a sığındığını duydu. Bunun üzerine ona: "Ben senin bu duandan Rabb'ine sığınıyorum. Sen, Allah Teâlâ'ya sana mal ve çoluk-çocuk vermemesi için mi dua ediyorsun?" dedi.Bir başka rivayette ise şunları söylemiştir: "Sen Allah'ın sana mal ve çocuklar vermesini istemiyor musun? Fitneden Allah'a sığınmak istediğinizde, onun insanı sapıklığa ve kötü yola sevk edenlerinden sığınınız!"

Hz. Peygamber'in duası...

- Hz. Peygamber dua ederlerken ellerini kaldırırlar; duadan sonra da bunları yüzlerine sürerlerdi. [Hâkim'den, Kenz]



- Hz. Peygamber dua için ellerini kaldırdıklarında onları, yüzlerine sürmeden indirmezlerdi. [Hâkim'den, Kenz]



- Hz. Âişe şöyle anlatıyor:
Hz. Peygamber dua ederlerken ellerini kaldırırlardı. Elleri havada o kadar çok kalırdı ki ben usanırdım. [Heysemi]

- Âişe validemiz şöyle anlatıyor:
 Hz. Peygamber'in ellerini kaldırarak şöyle dua ettiklerini duydum: "Ben ancak bir beşerim. Herhangi bir mü'mini incitmiş veya onlardan birine kötü bir söz söylemişsem beni bu yüzden cezalandırma!" [Buhari]
Dünyada da ahirette de güzellik!

Enes radıyallahu anh rivayet etmiştir:
Hz. Peygamber bir gün hastalıklardan dolayı tüyleri yolunmuş kuş yavrusuna dönen bir kişinin ziyaretine gittiler ve ona "Sen Allah'a nasıl dua ediyorsun?" diye sordular.Adam: "Ben 'Ey Allah'ım! Bana ahirette verilecek cezaları bu dünyada ver ve oraya bir şey bırakma!" diye dua ederim" dedi.Bunun üzerine Hz. Peygamber: "Niçin "Allâhümme âtina fi'd-dünya haseneten ve fi'l- âhireti haseneten ve kınâ azâbe'n-nâr (Ey Allah'ım! Bize dünyada da bir güzellik (nimet), âhirette de bir güzellik ver! Ve bizi ateşin azabından koru!)" diye dua etmedin?" buyurdular.Hz. Peygamber'in bu sözleri üzerine adam bu şekilde dua etti. Allah da ona şifa verdi. [Kenz, I]

Kur'an'da duanın şekli nasıl tarif ediliyor?

Allah'ın, "De ki: 'Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?" [Fatır Suresi, 77] ayetiyle de bildirdiği gibi dua müminler için çok önemli bir ibadettir. İnsan, acz içinde, Allah dilemedikçe hiçbir şeye güç yetiremeyeceğini bilerek, umarak ve korkup sakınarak, her konuda Allah'a yönelmeli, her şey için O'na dua etmelidir. Kişi, araba kullanırken, yemek yerken, spor yaparken, yolculuk ederken, namazdan sonra, orucunu açarken, sabah kalktığında, akşam yattığında kısacası her durumda Allah'a dua edebilir, duasında Allah'ı yüceltebilir. Bunun için özel bir ortam ve zaman olması şart değildir. Önemli olan kişinin duasında samimi olması, acizliğinin bilincinde olup isteyeceklerini gönülden ve yalvararak istemesidir.Allah, ayetlerinde dua ve zikrin nasıl olması gerektiğini şu şekilde tarif etmiştir:
Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin... (A'raf Suresi, 55)

Rabbini, sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Gaflete kapılanlardan olma. (A'raf Suresi, 205)

PEYGAMBERLER MİRAS OLARAK İLİM BIRAKIRLAR  

Posted by Tespih Taneleri... in


Bir gün Şam mescidinde talebeleriyle birlikte oturan Ebu’d-Derda’nın (r.a) yanına bir adam gelir ve şöyle der: “Ey Ebu’d-Derda! Peygamber (s.a.v) şehri olan Medine’den buraya, senin Rasulullah Efendimiz’den (s.a.v) işittiğini duyduğum bir hadisi senden bizzat dinlemek için geldim.” Ebu’d-Derda (r.a) adama, “Burada başka bir hacetin yok mu? Ticaret için de mi gelmedin?” diye sorunca adam niyetinin sadece o hadisi ondan dinlemek olduğunu belirtir.


Bunun üzerine adama, o hadisi söyler:

“Kim ilim talebiyle bir yola girerse, Allah bu sebeple onu cennet yollarından bir yola sevk eder. Melekler kanatlarını ilim yolunda olan kimseye hoşnutlukla sererler. Göklerde ve yerde bulunanlar, (hatta) sudaki balıklar alim için dua ve istiğfar ederler. Alimin abide üstünlüğü, ayın on dördündeki dolunayın diğer yıldızlara olan üstünlüğü gibidir. Alimler peygamberlerin varisleridir. Peygamberler miras olarak dinar ve dirhem (mal ve servet) bırakmazlar; ilim bırakırlar. Kim o ilmi elde ederse, çok büyük bir nasip elde etmiş olur.” (Ebu Davud, Tirmizî, İbn Mâce, Ahmed b. Hanbel)

Related Posts with Thumbnails
Site'de Kaç Kişiyiz